Ateizme Sıkça Yöneltilen İtirazlar

ulpian, 29.01.2011

1. “Ateistler, ateizm’in tanımını yapamıyorlar.”
2. “Ateist olmak için önce kendine özgü bir Tanrı tanımı yapmak gerekir. Bunu da ateist biri zaten yapamaz.”
3. “Tanrı’nın yokluğu ispatlanamaz. Dolayısı ile ateizm de sadece bir inançtan ibarettir.”
4. “Eğer ateistsen, neden ‘Kuran’a göre ….’, ‘Allah demiş ki,…’ şeklinde cümleler kuruyorsun?”
5. “Sen ateist değil, Anti-Muhammedçi, Anti-İslamcısın. Gerçek ateistler insanların inançlarıyla değil, başka şeylerle uğraşır.”
6. “Ateistlerin, bu denli İslam, Muhammed, Kuran’la ilgilenmeleri onların aslında dinî bakıştan tamamen arınamadıklarını göstermektedir.”
7. “Ateistler sadece karşı çıkıyorlar, fakat kendilerine özgü bir felsefe, siyaset, toplum anlayışı ortaya koyamıyorlar.”
8. “Bizim için kutsal olan değerleri eleştirmeniz, bize yapılan bir hakarettir.”



tüm dinler yalandır

1. “Ateistler, ateizm’in tanımını yapamıyorlar.”

“Ateist” -kelime anlamı itibariyle- teizm’e mensup olmayan, yani herhangi bir Tanrı’nın varlığına inanmayandır. Sözcüğü bu anlamıyla ele alırsak, tanrı inancı içermeyen dinleri de (örn. budizmi), “ateist dinler” olarak adlandırabiliriz.

Fakat günümüzde “ateizm” kelimesi daha çok her türlü Tanrı’nın ve bütün dinlerin reddi anlamında kullanılmakta. Bugün kendisini “ateist” olarak adlandıranların tamamına yakını kelimeyi bu ikinci anlamında kullanıyor.




2. “Ateist olmak için önce kendine özgü bir Tanrı tanımı yapmak gerekir. Bunu da ateist biri zaten yapamaz.”

Hayır. Ateizm bir tez değil, sadece ve yalnızca iddia edilen bir tezin kabul edilmeyişidir. Tanımlama yükümlülüğü tez sahibine aittir. Örneğin “Xvatshur vardır!” tezini ortaya atan biri de “Xvatshur” kelimesini tanımlamalıdır önce.

Ateist de, Tanrı’nın varolduğunu iddia edenlerin “Tanrı” kelimesini nasıl tanımladıklarına bakar, bu şekilde tanımlanan varlık için eldeki delil ve verileri inceler ve delil, veri, argüman yetersizliğinden reddeder.

Teistlerin ve deistlerin farklı tanrı tanımlarının ortak paydasını bulmaya çalıştığımızda önümüze şöyle bir genel tanım çıkmakta:

Tanrı, evreni (veya evrenin oluşumundaki ilk maddeyi) yoktan vareden, sonsuz bilgili bilinç ve irade sahibi, doğaüstü varlıktır.

Bu şekilde tanımlanan bir Tanrı’nın varlığına inanmak için yeterli delil, veri, argüman göremeyen kişilere ateist denilir.

Fakat elbette ki, HER KELİMEDE olduğu gibi, biri çıkıp “Tanrı” kelimesini de çok farklı bir şekilde tanımlayabilir. Örneğin panteist (panenteist değil, panteist!) biri “Tanrı, evrenin bütünüdür” der veya başka biri “Ben evrenin oluşumundaki ilk maddeye Tanrı diyorum” diyebilir. Bu tanımlara karşın, elbette “Hayır evren/madde yoktur” diyemeyiz. (Sadece oturmuş bir kelimenin bu denli farklı tanımlanmasını uygun bulmayız belki.)

Yani kendini ateist olarak adlandıranlar, “Tanrı vardır” tezini reddederken, yüzyıllardır yapılagelen ve teistlerin tamamına yakınını bağlayan tanrı tanımını esas almaktadır: “Evreni (veya evrenin oluşumundaki ilk maddeyi) yoktan vareden, sonsuz bilgili, bilinç ve irade sahibi, doğaüstü varlık.”




3. “Tanrı’nın yokluğu ispatlanamaz. Dolayısı ile ateizm de sadece bir inançtan ibarettir.”

Hayır.

İspat yükümlülüğü birşeyin varlığını iddia edendedir. Tez sahibi, iddiasını ispatlayamaz veya en azından iddiasının muhtemel olduğuna dair güçlü argümanlar sunamaz ise, o şeyin yokluğundan yola çıkılır.

Literatürde “ateizm” iki farklı şubeye tasnif edilir:

(1) Pozitif ateizm (birçok yerde ”antiteizm” olarak da geçer): “Tanrı mutlak kesinlikle, asla yoktur.

(2) Negatif ateizm:Teistlerin tanrı olarak tanımladıkları şey’in varlığına dair yeterli delil veya argüman göremediğim için, yokluğundan yola çıkmaktayım.”

Ateistlerin büyük çoğunluğu kendilerini ikinci kategoride görüyor. Bugün Batı’da “Yeni Ateistler” olarak adlandırılan entelektüel akımın temsilcileri de çoğunluk itibariyle, ikinci tür ateizmi savunuyorlar. Bazıları “negatif ateizm“in yanlış anlaşılmaması için “agnostik ateizm” terimini de kullanıyor.

Ana fikir çok basit, ve basit olduğu kadar da doğru:

Birşeyin varlığı hakkında yeterli delil ve argüman yoksa, o şeyin yokluğundan yola çıkarım. Çünkü birşeyin yokluğu zaten kanıtlanamaz. Örneğin cinlerin, perilerin, deniz kızlarının, sentorların veya uçan spagetti canavarının da yokluğunu kanıtlayamıyorum, fakat varlıkları için yeterli delil/argüman olmadığından yokluklarından yola çıkıyor, ”yoktur” diyorum. Aynı şekilde “Tanrı yoktur” derken de, kastettiğim şey, Tanrı’nın yokluğunun kesin/ispatlanmış olduğu değil (yokluk zaten ispatlanamaz), varlığına dair yeterli delil/argüman olmadığından yokluğundan yola çıkıyorum.

Kezâ bugün (aklı başında) hiç kimse “Deniz kızları yoktur diyemeyiz. Çünkü yokluğu henüz ispatlanamadı” demez. “Deniz kızı” diye birşeyin varlığına dair şimdiye kadar hiçbir delil olmadığından rahatça “Deniz kızı yoktur” diyebilmekteyiz.

Bu anlamda bir ateist, aynı zamanda a-peri-ist, a-cin-ist ve a-denizkızı-ist’tir de.

Zaten neticede kelimelerin nasıl tanımlandığından ziyade, meselenin aslıdır önemli olan. Örneğin tarihte kendi duruşu için “agnostik” sözcüğünü yeğleyen birçok düşünür, aslında yukarda tarif edildiği anlamıyla “negatif ateistlerdir”. Meselâ Bertrand Russell, kendi duruşu için “agnostik” ifadesini kullanır, fakat teistlerin inandığı şekilde bir Tanrı’nın varlığına Dünya ile Mars arasında yüzen minnacık bir çaydanlığın varlığından daha fazla ihtimal tanımaz.

Yani Russell ve birçok ünlü agnostik, Tanrı’nın varlığı ile yokluğuna eşit veya yaklaşık ihtimaller tanıdıklarından, Tanrı’nın varlığına ciddi bir olasılık biçtiklerinden değil, sadece (yalnızca Tanrı konusunda değil) genel olarak benimsedikleri epistemolojik ihtiyat, felsefî temkin sebebiyle “mutlak kesinlikte yoktur” dememişler ve bu yüzden kendi duruşları için “agnostik” kelimesini tercih etmişlerdir. Fakat teistlerin iddia ettiği veya benzer bir Tanrı’nın varlığına hiçbir ciddi ihtimal biçmemişlerdir (Russell’in bu net duruşunu, şu üç makalesinin her birinde açıkça teyid edebilmekteyiz: What is an Agnostic, Is There a God? ve Why I am not a Christian?).

“Agnostisizmi” -bu anlamıyla- “negatif ateizm” ile eşanlamlı görebiliriz. Bu duruş için hangi sözcüğün daha uygun olduğu ikincil bir konu. Asıl önemlisi, duruşun kendisi ve akla yatkınlığı: Varlığı hakkında yeterli delil, kanıt, argüman olmayan herşeyin yokluğundan yola çıkılır.




4. “Eğer ateistsen, neden ‘Kuran’a göre ….’, ‘Allah demiş ki,…’ şeklinde cümleler kuruyorsun?”

Ateistler, bütün dinlerin ve İslam’ın da insan ürünü olduğu bilincindedir. Dolayısı ile Kuran’ın da insan sözü olduğu elbette ateistlerce biliniyor.

Fakat tartışabilmek, karşıt görüşün tutarsızlıklarını gösterebilmek için, elbette ki, karşıt görüşün aksiyomlarını -tartışma süresince- doğru olarak varsaymak meşrûdur.

Yani örneğin bir ateist, “Ben Kuran’ın insan ürünü olduğunu düşünüyorum. Fakat bir ân için varsayalım ki, Tanrı sözü. O zaman şu ayette Allah’ın şöyle demiş olması tuhaf değil mi?” gibi bir soru sorabilir. Ama her defasında bu kadar açıklama yapmamak için -ve muhatablarının zekâsına da güvenerek- kısaca “Allah’ın bu ayette böyle demesi tuhaf değil mi?” de diyebilir.

Buradan hareketle “Hani sen ateisttin. Nasıl olur da, şimdi Allah’tan, ayetten bahsedersin, sanki Kuran’ın gerçekten de Allah kelâmı olduğunu kabul ediyormuş gibi?” şeklinde bir itiraz gülünç olur.

Burada -muhatablarının zekâsına ve anlayış kabiliyetine güvenildiği için- “Ben inanmıyorum. Ama tartışma adına bir ân için varsayalım ki, böyle…” gibi bir ön-açıklamaya gerek görülmemiştir sadece, o kadar.




5. “Sen ateist değil, Anti-Muhammedçi, Anti-İslamcısın. Gerçek ateistler insanların inançlarıyla değil, başka şeylerle uğraşır.”

Hayır. Ateistler, her ne kadar bütün dinlerin yanlış/insan-ürünü olduğunu düşünseler de, elbette ki, yoğunluk olarak içinde yaşadıkları toplumda hâkim olan dine yönelik eleştiri yapar. Bu sadece Türk ateistler için geçerli değil. Batı’daki ateistler de kitaplarında, makalelerinde genel olarak bütün dinleri, fakat özel ve somut olarak Hıristiyanlık veya Yahudilik dinini eleştirirler.

Ayrıca ateistlerin, içinde yaşadıkları toplumun büyük çoğunluğunun (kendileri açısından) yanlış inançlara sahip olmasından üzüntü duyması, bunu değiştirmek için gayret göstermesinden de doğal birşey olamaz. Aynı şekilde dindar/müslüman biri de doğru bulduğu dini, çevresine tebliğ etmek ister ve bu da doğal karşılanmalıdır.

Elbette ki, entelektüel, fikrî, siyasî din eleştirisi yapmak ile kin ve nefret saçarak inananlara saldırmak arasında fark var. Dindarlar/müslümanlar ikinciye karşı çıkmakta haklı. Fakat buradan hareketle “ateistler bizim dinimizle hiç uğraşmasınlar, başka şeylerle meşgûl olsunlar” talebinde bulunma hakkları da yok.

Herhangi bir dini, inancı, ideolojiyi eleştirmek, bu dine, inanca, ideolojiye sahip herkesi ötekileştirmek ve düşmanlaştırmak boyutuna varmadıkça, her türlü din eleştirisi Müslümanlar tarafından da “fikir özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmeli ve normal karşılanmalı. Tartışmak istemiyorlarsa, bu gibi tartışmalardan uzak durur, tartışmak istiyorlarsa da yapılan eleştirilere karşı argüman üretmeye çalışırlar. Fakat “ateistsen ateistliğini bil, benim dinimle uğraşma” demeye hakları yok.




(6) “Ateistlerin, bu denli İslam, Muhammed, Kuran’la ilgilenmeleri onların aslında dinî bakıştan tamamen arınamadıklarını göstermektedir.”

Bu da yanlış. Her türlü dinden, dinî yaklaşımdan tamamen arınmış ateistler de, içinde yaşadıkları toplumun büyük çoğunluğunun (kendileri açısından) yanlış inançlara sahip olmasından üzüntü duyabilir ve bu yanlış inançlardan kurtulması için emek sarfetmek isteyebilir.

Ateist’in kendisini “ateist” olarak adlandırması, Tanrı inancına çok önem vermesinden, tanrısal yaklaşımlardan bir türlü tam anlamıyla kurtulamamasından kaynaklanmıyor. Ateist aynı zamanda, a-peri-ist, a-denizkızı-ist’tir de meselâ. Fakat içinde yaşadığımız dünyanın büyük çoğunluğu perilere, deniz kızlarına değil, Tanrı(lar)a inandıkları için, peri tezine, deniz kızı tezine değil, daha çok Tanrı tezine karşı çıkmaktayız.

Fakat yine de ateist kelimesi birçok sebeple -taktik olarak- uygun görülmeyebilir. Örneğin ateistlerin kendileri için “natüralist” kelimesini kullanmaları daha uygun olabilir, nitekim “natüralist” kelimesi sadece tanrıların değil, varlığı hakkında hiçbir delil olmayan her türlü doğaüstü şey’in varlığını reddetmek anlamına gelir ve bu açıdan gerçekten de daha iyi uymakta. Fakat “ateizm” kelimesi öyle veya böyle daha çok oturmuş ve daha yaygın kullanımda olan terim.




(7) “Ateistler sadece karşı çıkıyorlar, fakat kendilerine özgü bir felsefe, siyaset, toplum anlayışı ortaya koyamıyorlar.”

Ateizmin zaten böyle bir iddiası da yok. Ateizm bir tez değil, iddia edilen bir tezin kabul edilmeyişidir. Ateist olmakla, herhangi bir felsefî ekole yakın, herhangi bir siyasî görüşe mensup vs. olmak arasında hiçbir zorunlu bağlantı yoktur. Ateist biri epistemolojik açıdan meselâ pozitivist, skeptisist veya eleştirel rasyonalist, ontolojik açıdan nihilist veya realist, siyasî açıdan sosyalist, kemalist, milliyetçi veya liberal vs. olabilir.

Yani ateizm (tek başına ele alındığında), zaten bir dünya görüşü değil! Sadece ve sadece tanrıları ve dinleri reddetmek… “Ateizm” noktasında buluşmuş insanlar diğer bütün konularda farklı, hattâ zıt görüşlerde olabilir. Herkesin ateizm’e varış yolu da, ateizm’den çıkarttığı sonuçlar da farklı olabilir.

Örneğin ben, ateist olmakla birlikte, epistemolojik açıdan kendimi “eleştirel rasyonalizm“e yakın görüyorum. Ama bu, ateizmle mantıken zorunlu bir ilinti değil. Gerçi benim kişisel ateist olma sürecimde bu felsefî akıma yakın düşünmemin etkisi olmuştur mutlaka. Fakat bu genel olarak ateizmle değil, sadece benim şahsımla ilgili bir durum.

Toplumsal/siyasî anlamda kendimi hümanist, özgürlükçü ve demokrat olarak tanımlıyorum. Böyle düşünüyor olmamla ateist olmam arasında yine benim kendi şahsım ve kişisel evrim sürecimde güçlü bir ilinti var elbette. Fakat biliyorum ki, hümanist, özgürlükçü, demokrat olmayan ateistler de var.

Kısacası “ateist” sözcüğü zaten hiç kimsenin dünya görüşünü, felsefesini, hayata bakışını, kişiliğini ve kimliğini açıklamaya yeterli bir sözcük değil ve zaten ateistler tarafından böylesi kapsayıcı bir anlamda da kullanılmıyor. “Ateist” birinin de elbette, kendine özgü felsefesi ve hayata bakışı olabilir (hattâ belki olmalıdır da). Fakat bu felsefe ve hayata bakış, ateizmle mantıken zorunlu bir ilintide değildir. Çünkü ateizm, sadece tüm tanrı ve dinlerin reddidir, o kadar.




(8) “Bizim için kutsal olan değerleri eleştirmeniz, bize yapılan bir hakarettir.”

Hayır değildir. Gerçekten de değildir. Bizler sadece, dinlerin ve İslam’ın yanlış/insan-ürünü olduğunu düşünüyoruz ve neden böyle düşündüğümüzü gerekçe ve argümanları ile açıklamak istiyoruz.

Bu eleştiriler, bu gibi şeylere alışık olmayan müslüman arkadaşları derinden incitebilir. Fakat bu durumu maalesef kendilerinin sorunu olarak görmek durumundayız. Ne müslümanların şahsına, ne de Muhammed veya diğer din büyüklerinin şahıslarına doğrudan hakaret ve küfür edilmesini ben de doğru bulmam. Fakat bunun ötesinde her türlü eleştiriyi yapma hakkımızda ısrarlıyız.

Örneğin bugün de kendini peygamber, mesih, hattâ tanrı ilan edip de yepyeni bir din/mezhep kuran kişiler ve bu kişilerin arkasından giden tonlarca insan var. Biz bu insanlara hakaret etmesek de, bu inançlarının saçma olduğunu söyleyebilmeliyiz (ki müslümanlar da bu yeni din/mezhepler için bunu söylüyorlar). İşte İslam dini de bizler için aynı kategoride. Sadece aradan 1400 yıl geçmesi ve milyonlarca mensubu olması, bir dini, henüz dün oluşmuş ve yüz mensubu bulunan taze bir dinden daha saygın veya dokunulmaz kılmamalı. Her ikisini de aynı derecede eleştirme, yanlışlığını, tutarsızlığını vurgulama hakkımız olmalı. Herhangi bir yazar, kitap ve bu kitabı kaliteli bulanlar için hukuken yapabileceğimiz bütün eleştirileri Muhammed, Kuran ve Müslümanlar için de yapabilmeliyiz. Netice itibariyle bu gibi eleştirilerden aşırı rahatsız olan kimseyi buna zorla mâruz bırakıyor da değiliz. Tartışmak isteyen, eleştirilerimize argümanları ile itiraz eder, tartışmak istemeyen de katılmaz. Ama “Benim dinimi eleştiremezsin” demeye kimsenin hakkı olmamalı.

Afak Adalı -- ulpian


Peki Siz Hangi Dine İnanıyorsunuz?


Kuran Eleştirisi Türkiye ateizm