Materyalizm-Natüralizm terimlerinin kavramsal analizi ve kısa bir Lenin eleştirisi

ulpian, 29.08.2011

Materyalizm ve natüralizm kelimeleri günümüzün bilim ve felsefe literatüründe genelde eş anlamlı olarak kullanılıyor. Yani karşımızda iki farklı, hatta zıt ekol değil, sadece aynı içerik için kullanılan iki farklı kelime var.

Güncel literatürden birkaç örnek vermek gerekirse:

  • Mario Bunge (Arjantinli fizikçi ve filozof) ve Martin Mahner (Alman biyolog ve bilim felsefecisi)’in 2004′te birlikte yayımladıkları ”Über die Natur der Dinge – Materialismus und Wissenschaft” (Eşyanın Tabiatı Üzerine – Materyalizm ve Bilim) adlı eserde (S. 7-13),  ”ontolojik natüralizm” ile ”ontolojik materyalizm”in genelde aynı anlamda kullanıldığına dikkat çekiliyor. Fakat yazarlar, ”materyalizm” terimini daha net buldukları ve ”natüralizm”in daha geniş de yorumlanabileceğinden hareketle kendi pozisyonları için ”materyalizm” terimini tercih ediyorlar.
  • Gerhard Vollmer (Alman fizikçi ve filozof), felsefî natüralizmi açıkladığı ve savunduğu şu makalesinde (2003) şöyle diyor:
    S.7 (kendi çevirimle)
    Dolayısıyla materyalizm-spiritüalizm ayırımında natüralistler, materyalizme dahildir, materyalizmin her formu için bu geçerli olmasa da. Bilhassa klasik materyalizm, tüm gerçekliğin maddesel olduğu iddiasındaydı. Oysa Clerk Maxwell’le birlikte fizik bilimi, alan, dalga ve ışınlara da gerçeklik isnat etmenin anlamlı olduğu kanaatine vardı. Burada ”parçacıklardan” söz edilse bile (mesela ışık parçacıklarından, ışık kuantumlarından, fotonlardan), her halükarda durağan kütlesi olmayan parçacıklar var karşımızda. Bu tür sistemler kütlesi üzerinden değil, fakat enerjisi üzerinden karakterize edilebilir. Bu yüzden daha karmaşık olan ‘Madde-Enerji’ terimini kullanıyoruz.
  • Biyolog ve bilim felsefecisi (‘yaratılış’ ve ‘akıllı tasarım’ akımlarına karşı yazdığı reddiyelerle bilinen) Martin Neukamm, Almanyadaki natüralizm ve materyalizmin en meşhur temsilcilerinin yayımladığı ”Aydınlanma ve Eleştiri” (Aufklärung und Kritik) dergisinin 2009/1 sayısında yayınlanan >şu makalesinde< natüralizmi hem ontolojik ve hem de epistemolojik bağlamda ele alıyor ve makale boyunca natüralizm ile materyalizm sözcüklerini eş anlamlı olarak kullanıyor.
  • Yine natüralizmin günümüzdeki en etkin savunucularından sayılabilecek olan Bernulf Kanitscheider (filozof ve bilim teorisyeni), mesela ”Madde ve Gölgesi – Natüralist Bilim Felsefesi” (2007) adlı eserinin 63. sayfasında şöyle diyor:
    (kendi çevirimle)
    Natüralizmin modern, seküler doğa bilimlerine dayanan, yeni bir felsefî pozisyon olduğu sanılabilir. İlginçtir ki, durum öyle değil ama. Eski Yunan doğa felsefesinde, şaşılacak derecede net bir materyalizm savunan bir dizi düşünüre rastlarız.” 

    Sırf bu cümleden de anlaşılabileceği gibi, Kanitscheider de, natüralizm ve materyalizm kelimelerini eş anlamlı olarak kullanıyor.

  •  

Şimdilik bu ortak içeriği genel bir ifadeyle “her türlü doğaüstü varlığın, gücün vs. reddi” olarak tarif edebiliriz. Natüralizm kelimesinin -bu bağlamda ve bu anlamda- kullanılması oldukça yeni sayılabilecekken, materyalizm sözcüğünün bu manadaki kullanılışı çok daha eskilere dayanıyor.

Bu yazıda, söz konusu içerik için natüralizm kelimesinin daha uygun olduğunu göstermeye çalışacağım ve bu bağlamda Leninist terminolojinin bir eleştirisini sunacağım.

(Makalenin konusu ‘diyalektik materyalizm’ değil. Makale sadece, Marx’tan önce de, sonra da var olan ‘materyalist’ düşünce için bugün ‘natüralist’ kelimesinin daha uygun olduğunu ve neden daha uygun olduğunu göstermeye çalışıyor ve Lenin’in bu bağlamda düştüğü kavramsal hatayı değerlendiriyor.)

1. Materyalizm ve Natüralizm’in Birinci Ön-Şartı: Ontolojik Realizm
2. Materyalizm ve Natüralizm’in İkinci Ön-Şartı: Epistemolojik Realizm
3. Materyalizm’den Natüralizm’e Doğru
4. Lenin’in Madde ve Materyalizm Kavramı
5. Sonuç

1. Materyalizm ve Natüralizm’in Birinci Ön-Şartı: Ontolojik Realizm

Doğaüstünün reddinden, yani materyalizm/natüralizm kavramlarının ilgili olduğu alana girmeden önce cevaplanması gereken -kadim felsefî- soru, “Benden, bilincimden bağımsız (bilincimin dışında) objektif bir gerçeklik var mı, yoksa herşey sadece bilincimin bir kurgusu mu?”

Bilinçten bağımsız objektif gerçekliği reddeden görüşler (kısmen kendi aralarında da farklılıklar gösteren): ontolojik solipsizm, radikal konstrüktivizm, sübjektivizm ve idealizm.
Bilinçten bağımsız objektif gerçekliği kabul eden görüşe ontolojik realizm veya objektivizm deniyor.

Burada önemli olan, bilincimizden bağımsız objektif bir gerçekliğin varlığını kabul etmenin materyalizm/natüralizm için yeterli olmayışı. Nitekim doğaüstü varlıklar ve güçler iddia eden ‘idealist’ görüşler de zaten, bunların bizim bilincimizden bağımsız objektif gerçekliğini savunmaktalar. Örneğin cinlerin varlığını iddia edenler, cinlerin sadece bilincin bir kurgusu olduğunu değil, bizden, bilincimizden bağımsız yani objektif, fakat doğaüstü gerçekliği olduğunu savunuyorlar.


2. Materyalizm ve Natüralizm’in İkinci Ön-Şartı: Epistemolojik Realizm

Burada kullandığım ‘epistemolojik realizm’ terimi, literatürde bu bağlamda ve bu şekliyle çok fazla rastlanan bir terim değil. Söylemek istediğim şu: bilincimizden, duyu organlarımızdan ve beynimizden bağımsız bir objektif gerçekliğin varlığını kabul ettikten (veya en azından varsaydıktan) sonra, bilincimizin (duyu organlarımızın, beynimizin vs.) bu objektif gerçekliği ‘bir şekilde, herhangi bir oranda‘ kavrayabileceğini de kabul etmemiz (en azından varsaymamız) gerekiyor. Aksi takdirde materyalizm/natüralizm alanına henüz adım atmadan yolumuz tıkanmış olacaktır. Çünkü bilincimizden bağımsız bir objektif gerçeklik hakkında hiçbir şekilde ve hiçbir şey bilemezsek, ‘materyalist/natüralist’ bir tutum belirlemek de anlamsız kalacaktır.

Objektif gerçekliği ‘hangi şekilde ve hangi oranda‘ kavrayabileceğimiz sorusu ise epistemoloji alanında işleniyor. Ve bu alanda ‘hiç birşey’ ile ‘herşey’ uçları da dahil olmak üzere sayısızca ara-tutum da savunulmuş tarih boyunca.

İki uç tutum:

  • Objektif gerçeklik hakkında hiçbir şey bilemeyeceğimizi, bilincimizden bağımsız bir objektif gerçeklik olsa bile, bilincimize tamamen kapalı olduğunu savunan epistemolojik solipsizm, radikal skeptisizm
  • Bilincimizin objektif gerçekliği olduğu gibi algılayabildiğini, gerçeklik algımızın ‘asıl’ gerçekliğin orijinaline sadık bir kopyadan ibaret olduğunu düşünen naif realizm.

Birinci uç tutumu takınırsak, bilim yapmamız da, gerçeklik hakkında herhangi bir (materyalist veya idealist) savda bulunmamız da baştan mümkün gözükmüyor.

İkinci uç tutumun ise yanlış olduğunu, bugün modern bilimin ulaştığı sayısızca farklı alandaki neticeyle artık biliyoruz (tabii bilimin bu neticelerini kâle alabilmemiz için bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu ve bu gerçekliğin -tam ve olduğu gibi algılayamasak da- bilincimize büsbütün kapalı olmadığını varsaymak durumundayız). Biyolojik evrimin ürünü olan insanın duyuları ve beyni, bilinci dışındaki (bilincinden bağımsız) gerçekliği tam ve eksiksiz olarak algılayacak ve kavrayacak şekilde değil, içinde bulunduğu ortamda hayatta kalabilecek şekilde oluşmuş. Işıkların, seslerin, kokuların vs. sadece çok ufak bir oranı duyularımız tarafından algılanabilmekte ve bazı nesneler için hiçbir duyu organımız yok. Beynimiz de, duyulardan aldığı bilgilerden yine insanın içinde yaşadığı ortama en iyi uyum sağlayabileceği ve hayatta kalabileceği şekilde bir ‘kurgu’ üreterek bilincimize ‘yollamakta’.

Kısacası, bilincimiz ‘objektif gerçekliğin’ orijinaline sadık bir kopyasını değil, sadece birçok açıdan kısıtlı ve kesin olmayan bir suretini kavrayabilmekte. Ve bu ‘sureti’, yani gerçeklik hakkındaki bilgimizi giderek genişletme ve netleştirme, başka bir deyişle ‘gerçeklik algımızı’ gittikçe gerçekliğin kendisiyle daha çok örtüştürme çabasına bugün bilim diyoruz.

Yukardaki iki uç tutum arasında bir yerde olan bu tutuma da -epistemolojik bağlamda- eleştirel realizm veya şüpheci realizm diyebiliriz.


3. Materyalizm’den Natüralizm’e Doğru

Buraya kadar, “materyalizm/natüralizm doğru mudur, yanlış mıdır (veya en azından makûl bir varsayım mıdır)?” tartışmasının ön şartlarını işlemeye çalıştım.

  • Birinci adım olarak: Doğa algımızın, hiç bir dış gerçekliğe dayanmayan salt bilincimizin kurgusu olduğu görüşünü reddedip, bilincimiz dışında, bilincimizden bağımsız objektif bir gerçekliğin -materyalist/natüralist olsa da olmasa da- varlığını kabul ettik (veya en azından varsaydık).
  • İkinci adım olarak ise: Bu objektif gerçekliğin algımıza büsbütün kapalı olduğu, gerçeklik algımız ile objektif gerçekliğin birbirinden tamamen bağımsız olduğu görüşünü reddedip, kısıtlı, eksik ve şüpheli olsa da, objektif gerçekliğin kendisini -bu gerçeklik materyalist/natüralist olsa da olmasa da- algılayabileceğimizi ve kavrayabileceğimizi kabul ettik (veya en azından varsaydık).

Bu noktadan sonra, ve ancak bu noktadan sonra, materyalizm/natüralizm hakkında olumlu veya olumsuz bir savda bulunabiliriz:

  • Materyalizm, işte bu bilincimizden bağımsız var olan ve bilincimize büsbütün kapalı olmayan objektif gerçekliğin maddeden ve sadece maddeden müteşekkil olduğunu savunur.

Eğer bu iddianın bir anlamı olacaksa, (maddenin ‘mahiyeti’ hakkında kesin ve derin bilgilere sahip olmasak bile) ‘madde’ kelimesinin az çok net bir tanımı gerekir. Eğer ‘madde’ kelimesinin henüz tanımlama işleminde ‘var olan herşey’ dersek, o zaman materyalizm hiçbir içeriği olmayan, boş bir totolojiden ibaret kalır.

Bu yüzden maddenin ‘az çok’ net bir tanımı şarttır ve gerek felsefe, gerekse daha sonra bilim tarafından böyle bir tanım verilmiştir de:

  • Hacmi ve kütlesi olan (yani üç boyutlu uzayda yer kaplayan ve ‘ağırlığı’ olan) parçacık.


Fakat özellikle son bir-iki yüzyıl içerisinde, ‘objektif gerçekliğin’ bu anlamda maddeden ibaret olmadığını anladık. Gama ışını, kozmik ışın, mikrodalga vs. gibi ‘gerçekliklerin’ kütlesi yok. Elbette ki, bu hiçbir şekilde idealizmin/süpernatüralizmin doğrulandığı anlamına gelmez. Çünkü bu yeni keşfedilen olgular da, evrenin doğal olguları, doğa yasalarına tâbi, incelenebilir, test edilebilir türden. ‘Sihirli’, ‘mistik’, ‘doğaüstü’ hiçbir yanı yok. Ama yine de yukardaki tanımıyla madde değiller. Belki, bu olgular için “maddenin farklı bir durumu” diyebiliriz, ama birincisi bu, bahsedilen ‘durumların’ madde olmadığı gerçeğini değiştirmez, ikincisi bilimin ilerde “maddenin farklı bir durumu” diyemeyeceğimiz kütlesiz (fakat doğal, doğa yasalarına tâbi) olgular keşfetmeyeceğinden emin olamayız.

Dolayısıyla materyalizm, yerine artık ‘natüralizm’ demek daya uygun ve zaten günümüzün (marksist olmayan) bilim insanları ve bilim felsefecileri de daha çok bu kelimeyi tercih etmekteler.

  • Natüralizm, objektif gerçekliğin doğal olgulardan ve sadece doğal olgulardan müteşekkil olduğunu, doğaüstü hiçbir varlığın veya gücün (sihir, büyü, cin, peri, tanrı vs.) olmadığını savunur.

Bugün kendi tutumu için ‘materyalist’ kelimesini tercih edenler de, ‘natüralist’ kelimesini tercih edenler de -bu bağlamda- aynı görüşteler. Materyalistler, kütlesi olmayan örn. elektromanyetik dalgaları reddediyor değil, natüralistler ise herhangi bir idealist/doğaüstü ‘sızmaya’ kapı aralıyor değil. Fakat benimsemiş oldukları bu ortak tutum için ‘natüralist’ sözcüğü semantik açıdan daha uygun gibi görünüyor, çünkü (bilincimiz dışında, bilincimizden bağımsız var olan, algı ve kavrama yetimize tamamen kapalı olmayan) objektif gerçekliğin sadece maddeden (kütleli parçacıklardan) ibaret olmadığını biliyoruz artık.


4. Lenin’in Madde ve Materyalizm Kavramı

Bugünün seviyesinde olmasa bile, Lenin zamanındaki bilim de ‘objektif gerçekliğin’ sadece kütleli parçacıklardan, yani maddeden ibaret olmadığı kanaatine varma sürecindeydi. Ve Lenin kendisini, materyalizmi savunmak konumunda görüyordu.

Modern bilimin bu yeni keşifleri karşısında, terminolojik esneklik gösterip daha uygun kelimeler tercih etmek yerine, ‘madde’ sözcüğünde ısrarlıydı.

Bu konuyu ele aldığı ‘MATERYALİZM VE AMPİRYOKRİTİSİZM‘ adlı çalışmasında, karşı görüşteki bazı yazarların bu bağlamda kullandığı ‘madde yok oluyor’ sloganını işliyor, idealist fantazilere karşı birçok haklı ve yerinde argümanlar geliştiriyor, ‘madde’nin fiziksel tanımıyla felsefî tanımını ayırt etmeyenleri suçluyor ve şu neticeye varıyor:

  • İngilizcesi
    “Matter is disappearing” means that the limit within which we have hitherto known matter is vanishing and that our knowledge is penetrating deeper; properties of matter are likewise disappearing which formerly seemed absolute, immutable, and primary (impenetrability, inertia, mass, etc.) and which are now revealed to be relative and characteristic only of certain states of matter. For the sole “property” of matter with whose recognition philosophical materialism is bound up is the property of being an objective reality, of existing outside our mind.

 

  • Almancası:
    Die Materie verschwindet” heißt: Es verschwindet jene Grenze, bis zu welcher wir die Materie bisher kannten, unser Wissen dringt tiefer; es verschwinden solche Eigenschaften der Materie, die früher als absolut, unveränderlich, ursprünglich gegolten haben (Undurchdringlichkeit, Trägheit, Masse usw.) und die sich nunmehr als relativ, nur einigen Zuständen der Materie eigen erweisen. Denn die einzige „Eigenschaft“ der Materie, an deren Anerkennung der philosophische Materialismus gebunden ist, ist die Eigenschaft, objektive Realität zu sein, außerhalb unseres Bewußtseins zu existieren.

 

  • Çevirim:
    Madde yok oluyor” cümlesi, aslında maddeyi şimdiye kadar bildiğimiz sınırın yok olması anlamına gelir, bilgimiz daha derinlere ulaşıyor; maddenin daha önce mutlak, değişmez, aslî sanılan özellikleri (‘delinemezlik’, atalet, kütle vs.) yok oluyor ve rölatif oldukları, maddenin sadece belli bir durumuna özgü oldukları anlaşılıyor. Maddenin, felsefî materyalizm tarafından şart koşulan yegâne ‘özelliği’, bilincimiz dışında objektif gerçekliği olmasıdır.

 

Görüldüğü gibi Lenin, ‘maddecilik’ kelimesinden vazgeçmemek için, ‘madde’ kelimesinin tamamen içini boşaltmış ve savunduğu materyalizm felsefesini bu ifadeleriyle boş bir totolojiden ibaret bırakmıştır.

Son cümleyi tekrar okuyalım.

  • Maddenin, felsefî materyalizm tarafından şart koşulan yegâne ‘özelliği’, bilincimiz dışında objektif gerçekliği olmasıdır..”

Eğer ‘madde’ kelimesini Lenin’in önerisine uyarak, ‘bilincimiz dışında/bilincimizden bağımsız objektif gerçekliği olan şey’ olarak tanımlarsak (bkz. yukardaki 1. Başlık – Ontolojik Realizm), o zaman materyalizmin iddia ettiği ‘objektif gerçeklik sadece maddeden müteşekkildir’ cümlesinin hiçbir anlamı kalmıyor. Çünkü zaten baştan ‘madde’yi bu şekilde tanımlamış oluyoruz.

Böylesi esnek bir madde tanımıyla Lenin, objektif gerçekliği olan elektromanyetik dalgaları ve bilim tarafından belki ileride daha keşfedilebilecek diğer her türlü kütlesiz doğal olguyu ‘madde’ kelimesi altında toplamış oluyor. Fakat: Kelimeyi, doğal olmayan her türlü olguyu da kapsayacak şekilde tanımladığını farkedemiyor. Örneğin cinlerin varlığını iddia edenler de zaten cinlerin sadece bilincin bir kurgusu olduğunu değil, bilincimiz dışında objektif gerçekliği olduğunu savunuyorlar. Lenin’in bu materyalizm tanımına göre -kavramsal olarak- cinlerin varlığını kabul etmek de, materyalizmle uyuşuyor artık! Çünkü materyalistin, birşeyin madde olabilmesi için tek şart koştuğu özellik, bilinç dışında objektif gerçekliği olması. Burada cinlerin varlığı iddiasının doğru olup olmaması değil konu edilen, Lenin’in ‘materyalizm’ tanımına göre cinlerin varlığı iddiasının bile kavramsal olarak materyalizmle artık uyuşması söz konusu.

Elbette Lenin, bu yeni materyalizm tanımını yaparken, tanımından çıkan sonuçları görmedi, yani bu gibi doğaüstü savları da ‘materyalizm’ altında toplamak istemiş olamaz, kastettiği daha çok yukarda ‘natüralizm’ olarak tanımlanan düşüncelerdi. Fakat muhtemelen, marksizmde genel olarak gözlemlenen, ortaya atılmış hiçbir iddiadan, kullanılmış hiçbir kelimeden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeme dürtüsüyle bu denli hatalı bir tanıma gidebildi.

Tanımın hatalı olduğunu görmemek neredeyse mümkün değil oysa:

Materyalizm: “Bilincimizden bağımsız var olan objektif gerçeklik, sadece maddeden müteşekkildir.”

Madde: “Bilincimizden bağımsız objektif var olan şeyler.”

=> “Bilincimizden bağımsız var olan objektif gerçeklik, sadece bilincimizden bağımsız var olan şeylerden müteşekkildir.”

Materyalizmin bu tanımına göre, materyalizm artık hiçbir şey iddia etmiyor, hiçbirşey ifade etmiyor, tamamen içeriksiz ve boş. “Madde maddedir” cümlesi gibi…


5. Sonuç

Günümüzde (bilim ve felsefe bağlamında) materyalizm ve natüralizm sözcükleri genelde eşanlamlı kullanılır, birincisini tercih edenler de, ikincisini tercih edenler de (bu bağlamda) aynı görüşteler. Fakat yukarda gördüğümüz gibi, daha eski ve köklü olan materyalizm kelimesi artık kavramsal olarak tam uymuyor. ‘Uyar’ hale getirmek için, ‘madde’ kelimesini aşırı geniş tanımlama girişimleri ise, materyalizm teriminin tamamen içini boşaltıyor.

Bu yüzden terminolojik temizliğe önem vermek istiyorsak, daha uygun bir kelime üzerinde yoğunlaşmakta fayda var. Zaten modern bilim ve bilim felsefesi literatüründe ‘natüralizm’ terimi günümüzde çok daha yaygın olarak kullanılmakta.

Kuran Eleştirisi Türkiye ateizm

 

Yayım Tarihi: 29.08.2011
Etiketler: , , , , .