''Evrensel'' Kuran'dan günübirlik ayetler

ulpian, 21.03.2010

evrensel kuran, günlük ayetler

1. Kuran’ın evrenselliği
2. Peygamber’in evine davetsiz gitme, davet edilsen de uzun kalma!
3. Peygamberle görüşmeden önce fakirlere sadaka ver!
4. Peygamberle yüksek sesle konuşma!
5. Somut ve Tekil bir olaydan dolayı Peygamber eşlerine Kuran’dan uyarı
6. Nikah konusunda Peygamber’e tanınan ayrıcalık
7. Peygamber, evlatlığı Zeyd’in (boşanmış) karısı Zeynep ile evlenebilir




1. Kuran’ın evrenselliği

Kuran’ın evrensellik iddiası var mı? başlığında Kuran’ın kendi iddiasına göre ne denli evrensel olduğu sorusu irdelenmişti. Bu metinde Kuran’ın zaten (kendi genel iddiası ne olursa olsun) bazı ayetlerin içeriği açısından evrensellikten büsbütün yoksun olduğuna dair somut örnekler verilmeye çalışılacak.

Şöyle dürüstçe bir düşünelim: Kıyamete kadar yaşayacak olan bütün insanlara, bütün milletlere, medeniyetlere, hatta ve hatta tüm “alemlere” (?) gelmiş ve mutlak, değişmez, zaman ve mekân üstü hakikatler sunmuş olduğu iddia edilen bir kitapta aşağıdaki ayetlerin ne işi var?




2. Peygamber’in evine davetsiz gitme,
davet edilsen de uzun kalma!

  • Ahzab/53
    Ey inananlar! Peygamber’in evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber’i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber’in eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah’ın Peygamber’ini üzmeniz ve ne de O’nun eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.




3. Peygamberle görüşmeden önce fakirlere sadaka ver!

  • Mücadele/12Ey inananlar! Peygamberle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz; bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz. Allah şüphesiz bağışlayandır, acıyandır.

Bu arada yukardaki ayetten kısa bir süre sonra inen bir sonraki ayette de şöyle geçer:

  • Mücadele/13
    Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Bu iki ayetin arasındaki ilişki hakkında görüş farklılıkları var. Bazı alimler, 13. ayetin bir önceki ayetteki hükmü neshettiğini (yani sadaka emrini kaldırdığını) söyler, diğer alimlere göre ise sadaka emri kalkmamış, 13. ayette sadece bu emre uymayanların da (orada yazılanları yaparlarsa) bağışlanacakları bildirilmiş.

Her halükârda kıyamet gününe kadar yaşayacak olan bütün insanlığa ve alemlere hitap eden bir Kitap’ta böyle hükümlerin de olması garip.




4. Peygamberle yüksek sesle konuşma!

  • Hucurat/2
    Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.

Bu ayet bize ne anlatmak istiyor? Gereksiz yere yüksek sesle bağırarak konuşmanın hoş birşey olmadığını mı? Yo hayır, açıkça sadece Peygambere hitaptan bahsediliyor (“Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın”). Hem böyle basit bir görgü kuralı için, bütün alemlere gelen Kuran’da bir ayet mi gerekli idi? Diyelim ki, o dönemde yaşayan Müslümanların bazıları Muhammed’le bağırarak konuşuyorlardı (ki böyle konuşan olmuş ki bu “ayet”e gerek görülmüş). Bu sorunu normal bir şekilde, insanlararası iletişimle (ki Muhammed’in normal iletişimi zaten doğrudan “hadis” hükmünde) çözmek mümkün olmaz mıydı? Bütün zaman ve mekânlara hitap eden bir Kitap’ta mı çözülmesi lazımdı? Yani şimdi, üçüncü bin yılda yaşayan biz insanlara da hitap ettiği söylenen bir Kitap’ta bu türden ayetlerin bulunmasında “derin hikmetler” mi arayacağız?



5. Somut ve Tekil bir olaydan dolayı
Peygamber eşlerine Kuran’dan uyarı

peygamber zevceleri

  • Tahrim/3
    Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.
  • Tahrim/4
    (Ey peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
  • Tahrim/5
    Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

Bu ayetlerden anlaşılan şu: Peygamber, eşlerinden birine bir sır veriyor, o da bu sırrı başka birine anlatıyor. Ayrıca Peygamber eşleri veya bir kısmı, Peygambere karşı herhangi bir meselede bir dayanışma içine giriyor (“Eğer Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız…”). Bunun üzerine de ayet geliyor! Söz konusu kişiler bizzat ayet tarafından kınanıyor ve bizzat Allah, peygamberin eşlerine gözdağı veriyor. “O’nun yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerdir ve melekler de ona arka çıkar” diyor. Sonra da yine Allah, Peygamber adına boşanma tehdidinde bulunuyor, “o sizi boşarsa, ben ona sizden daha iyilerini verebilirim” diyor.

Sırrın ne olduğu hakkında farklı rivayetler söz konusu. Fakat bu rivayetlerden hangisi doğru olursa olsun, bu gibi ayetlerin bütün zaman ve mekânlar için gelen, evrensel bir Kitap’ta ne işi var? İnsanların, kendilerine emanet edilen sırları ifşa etmenin kötü birşey olduğunu anlaması için, Allah’tan bu yönde bir bildiri mi gelmesi gerekiyor? Kuran’a inanmayan toplumlarda karı-koca arasındaki sırları ifşa etmek, güzel ve hoş olarak mı karşılanmakta? Hadi diyelim ki, insanların sır saklayabilmesi için, ilahî emre ihtiyaçları var, “Ey insanlar, size emanet edilen sırları başkalarına söylemeyin!” veya “Ey kadınlar, kocalarınızın sırlarını gizli tutun!” gibi bir ayet evrensel bir Kitaba daha çok yakışmaz mıydı?

Hem zaten ayetleri okursak, öyle çok da evrensel bir mesaj verme gayesi olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü doğrudan Peygamberden, ona Allah, Cebrail, müminler ve melekler tarafından arka çıkıldığından vs. bahsediliyor. Yani ayetler, genellenmesi mümkün olmayan, özel olarak peygamberle ilgili birçok açı içermekte. Her hâlinden belli ki, vahiy kılıfıyla aile içi bir sorun çözülmek istenmiş. Bu arada  sırrını başkasına söyleyenin, Muhammed’in eşlerinden -ve ikinci halife Ömer’in kızı- Hafsa olduğuna dair görüş birliği var. Tahrim/4′te bahsedilen “iki kişi”nin de Hafsa ve -birinci halife Ebu Bekir’in kızı- Ayşe olduğu söylenmekte. Somut meselenin ne olduğuna dair tefsirlerde birbirinden ilginç (!) rivayetler var. Ama bu rivayetlerden herhangi birisi doğru olsa veya hiçbirisi doğru olmasa bile, her halükârda ayetler, bariz bir şekilde aile içi somut bir meseleyi “vahiy”le çözme girişimi ve evrensel hiçbir yanı yok.




6. Nikah konusunda Peygamber’e tanınan ayrıcalık

  • Ahzab/50
    Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lazım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
  • Ahzab/51
    Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halimdir.

Ahzab/50′de Peygamber’e tanınan ayrıcalık (imtiyaz), Nisa/3‘deki nikahlı kadın sayısının dörtle sınırlandırılmasını sadece Peygamber’in şahsına özgü olmak üzere kaldırıyor. Yani Peygamber, aynı anda dörtten fazla kadınla nikahlı olabilir, ki olmuştur da zaten (bu arada cariye sayısında, Nisa/3‘den de belli olduğu gibi, zaten hiçbir müslüman erkek için bir sınırlandırma yok).

Kuran’da cariyelik kurumunun tanınmasını, her müslüman erkeğe aynı anda dört kadına kadar evli olmanın müsaade edilmesini (fakat kadınlar için böyle bir hakkın olmamasını, ayrıca niye 4, neden 3 değil, 5 değil de, tüm zaman ve mekânlar için son sınır olarak 4?), herkese örnek olması gereken Peygamber için bu sınırın bile kaldırılmasını… hepsini bir şekilde kendimizce “izah” ettik, sindirdik diyelim. Yine de uygulama alanı sadece o dönem var olan böylesi bir ayrıcalığın evrensel bir Kitap’ta yer alması çok tuhaf değil mi?




7. Peygamber, evlatlığı Zeyd’in (boşanmış) karısı
Zeynep ile evlenebilir

  • Ahzab/37
    Allah’ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: “Eşini bırakma, Allah’tan sakın” diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah’ın buyruğu yerine gelecektir.

Zeyd bin Harise, 15 yaşlarında iken Peygamber’in ilk karısı Hatice tarafından Peygamber’e hediye edilen bir erkek köleydi. Peygamber daha sonra Zeyd’i azad edip evlatlık edindi ve Zeyd yıllarca “Muhammed’in oğlu” lakabıyla çağrıldı. Sonraları Peygamber Zeyd’i kendisinin (yani Peygamber’in) halasının kızı olan Zeynep’le evlendirdi.Daha sonra Zeyd’le Zeynep boşanınca, Peygamber Zeynep’le kendisi nikahlandı. Bu durum, dönemin Arapları tarafından çok ayıplandı. O zamanlar “evlatlık” gerçek evlat hükmündeydi ve boşanmış olsa bile karısıyla evlenmek çok ayıptı. Bu eleştiriler üzerine bu “ayetler” geldi.

Zeyd’in Zeynep’ten boşanması, Peygamber’in Zeyd’e boşamış olduğu karısını kendisi için istemesini söylemesi, Zeynep’in küçük yaştan beri Muhammed’e olan aşkı vs. gibi birçok konuda çok tuhaf rivayetler ve bundan kaynaklı tartışmalar var. Fakat yukardaki paragrafta söylenen hakkında hiçbir görüş ayrılığı yok. Konu bütün tefsirlerde bu şekilde geçiyor: Peygamber’in evlatlığı Zeyd’in boşamış olduğu Zeynep’le evlenmesine gelen eleştiriler üzerine bu ayet ‘gelmiştir’. Ve devamındaki 38., 39. ve 40. ayetler de bu eleştirilere cevap niteliğindedir.

Ahzab suresinde aslında bu konuya daha 4. ve 5. ayetlerde hazırlık yapılmış. Bu ayetlerde evlatlığın gerçek evlat hükmünde olmadığına değiniliyor. Fakat bu yeterli görülmemiş (Muhammed’e yöneltilen eleştirileri bastıramamış) olacak ki, yukardaki 37. ayetle doğrudan somut olayla ilgili açıklama getiriliyor.

Burada ilginç olan nokta şurası:
Yukardaki Ahzab/37 ayeti Muhammed’in (evlatlığı olan Zeyd’in boşadığı) Zeynep’le evlenmesine şöyle bir açıklama getirmiş:

  • Araplar evlatlıkları gerçek evlat hükmünde görüyor ve onların boşandıklarıyla da evlenmiyor. Halbuki bu -ayetteki iddiaya göre- yanlıştır, cahiliye dönemine aittir. Evlatlık alınan kişi, “evlat” hükmünde değildir, evlatlık alan kişi de “baba” hükmünde değildir. (diğer bir tabirle Allah nezdinde gerçek anlamda “evlatlık alma” yoktur). Dolayısıyla evlatlıkların boşadıkları kadınlarla da evlenmekte bir sakınca yoktur. İşte Allah bunu herkes anlasın diye, herkese örnek olarak ilk başta Peygamber’i evlatlığının boşadığı kadınla evlendirmiştir.
    (
    Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin.).

Evrensel olan bir Kitap’ta “Evlatlık diye birşey Allah katında yoktur. Onların boşadıkları ile de evlenebilirsiniz” denmesi yetmez miydi? Daha önemlisi eğer bu gibi konuları Allah, herkes anlasın ve örnek alsın diye bizzat Peygamberinin hayatına uygulayarak öğretmek istiyorsa, neden yukardaki bir önceki başlıkta görüldüğü gibi herkes için geçerli olan “4 kadın” sınırını sadece Peygamberi için özel ayetle kaldırdı? Peygamber’in asıl o hususta örnek olması gerekmez miydi?

Yoksa, hani olurya, acaba Kuran, Muhammed’in yer yer başka dinlerden alıntılar yaparak, çokça da durum ve şartlar neyi gerektiriyorsa ona uyarlayarak ve genelde de kendi hak ve imtiyazlarını düşünerek söylediği kendi sözlerinden mi ibaret?

Afak Adalı – ulpian




Kuran Eleştirisi Türkiye ateizm