İslam terminolojisinde kader, kainatta olmuş/olacak herşeyin Allah tarafından ezelden takdir edilmesi, kaza ise takdir edilen bu olayların zamanı gelince gerçekleşmesidir.
Günümüz müslümanları arasında kader konusundaki yaygın inanç şöyledir:
- “Allah kainatı ve bizleri yarattı, O herşeye kadirdir, O’nun izni olmadan hiçbir şey olmaz. Fakat Allah bize akıl ve hür irade verdi. Peygamber vasıtasıyla bizlere ‘doğru’ yolu gösterdi. Biz insanlar, Allah’ın vermiş olduğu hür irade ile doğru ve yanlış yol arasında seçim yapar ve seçimimize göre de öbür dünyada ödüllendirilir veya cezalandırılırız.“
Gerçi bu klasik tutuma karşı bazı sorular yöneltilince kafalar karışır, insan aklının yetersizliğinden dem vurulur, genelde de ‘külli irade‘, ‘cüzi irade‘, ‘kesb‘ gibi kavramlarla mesele çözüldü sanılır. Ama yaygın olan inanç her zaman bu yöndedir:
- “Allah elbette herşeyi bilen olarak, bizim hangi tercihde bulunacağımızı da baştan biliyor. Fakat yine de bu tercihi O’nun bize vermiş olduğu ‘cüzi irade’ ile biz kendimiz yapmaktayız. Allah dileseydi elbette ki, herkesi müslüman yapardı. Fakat bizleri imtihan edebilmek için, cüzi bir hür tercih alanı bıraktı. Ve bu cüzi alanda (Allah önceden herşeyi bilse de) tercihimizi hür olarak biz kendimiz yapmaktayız.“
Bu görüşü, mutlak ve sonsuz bilgi ve güç sahibi bir Yaratıcı fikri ile uyuşturmak pek mümkün gözükmüyor. Ne de olsa -bu inanca göre- Allah, günahkâr/kâfir bir insanın henüz daha “ruhunu” yaratırken, onun günahkâr/kâfir olacağını biliyor, günahkâr/kâfir olmayacak şekilde yaratmaya da gücü yetiyor, ama yine de bu şekilde yaratıyor. Ama biz yine de bu başlıkta müslümanlar arasındaki bu yaygın inancın sadece Kuran’la uyuşup uyuşmadığını inceleyelim. Göreceğiz ki, Kuran işte bu yaygın inanca ap-açık bir şekilde aykırı gelmekte!
Kuran sadece “dileseydi herkesi müslüman yapardı” demiyor, çok açık bir şekilde “dilediğini müslüman, dilediğini de kâfir yapıyor” diyor. Yani Kuran’a göre Allah, sadece hangi tercihde bulunacağımızı önceden bilmekle kalmıyor, doğru yola da eğri yola da bizzat kendisi itiyor herkesi.
“Allah’a bir adım yaklaşana, O on adım yaklaşır” gibi önermeler de birazdan sıralanacak olan ayetler ışığında anlamsız kalıyor. Çünkü o ilk bir adımı atıp atmayacağımız da, Kuran’a göre doğrudan ve mutlak olarak Allah tarafından belirlenmekte. “Allah’ın sana yardım etmesi, doğru yolu göstermesi için kalbini O’na açman gerekir, O’nun yardımını dilemen gerekir” gibi ‘açıklamalar’ da havada kalıyor. Çünkü Kuran’a göre kalpleri açan da, mühürleyen de o. Ne dilediğimize, ne dilemediğimize karar veren de o. Biz, hür tercihlerde bulunuyoruz zannında olabiliriz, ama Kuran’a göre bizim şu tercihte değil de, bu tercihte bulunmamız da aslında doğrudan ve mutlak olarak sadece Allah tarafından yönetilmekte.
Herşey (yapıp-yapmadıklarımız, dileyip dilemediklerimiz, düşünüp düşünmediklerimiz) tam ve mutlak olarak Allah’ın elinde
- Tekvir/29
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
- İnsan/30
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim’dir.
- Hadîd/22
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
- Kamer/49
Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.
- Enfâl/17
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
- Tevbe/51
De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.
- Yûnus/49
De ki: “Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar.”
İman etmek veya etmemek de Allah’ın elinde
- Yunus/100
Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez.
- İbrahim/4
Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O’dur.
- Fatır/8
Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir.
- Müdessir/31
İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir.
- Bakara/272
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
- Hûd/34
Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.
- Kasas/56
Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.
- Nahl/93
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.
- Enam/125
Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.
- Şura/52
İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.
- İsra/97
Allah, kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.
Üstelik kafirleri eğri yolda tutmak için özel gayret gösteriliyor
- İsra/46
Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız.
- Kehf/28
Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
- Nahl/37
Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.
- Rad/33
Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
- Maide/41
Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah’ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir.
- Bakara/7
Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.
- Şura/24
Yoksa onlar, (senin için) Allah’a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin kalbini de mühürler.
Allah kafirleri zaten baştan cehennem için yaratmış
- Hud/118-119
Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.
- Araf/179
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
Yukardaki ayetleri okuyunca inanmayanlara cehennem tehditleri savuran ayetlerin absürtlüğü iyiden iyiye sırıtmaya başlıyor. Ömer Hayyam‘ın da dediği gibi:

Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek ki günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?
***
Öldürmek de, yaşatmak da senin işin;
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?
Ömer Hayyam, Dörtlükler, çeviren: Sabahattin Eyüboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 10. Baskı, Sayfa 11 ve 32
Diğer yandan Kuran’da insanların hür tercihlerde bulunduklarına işaret eden ayetler de az değil elbette. Fakat o ayetlerin varlığı ile yukardaki ayetler birden buharlaşıp yok olmaz. Ne yaparsak yapalım, yukardaki ayetler Kuran’da var ve anlamları da gayet açık. Zaten Kuran’daki Çelişkiler bu konuyla sınırlı da değil. İnsanlar anlasın ve uysun diye gönderilen, ap-açık olduğunu iddia eden ilahî bir Kitap’ta bunca karışıklığın kesinlikle olmaması gerekirdi.
İşte bu çelişki ve karışıklıklar yüzünden de zaten Kader konusu İslam tarihi boyunca alimler arasında hep tartışma konusu olmuş, örneğin Kaderiyye mezhebi topyekûn mutlak kaderi reddederken (evet kaderi reddeden mezhebin adı Kaderiyye! Ve Mutezile mezhebi de bu konuda Kaderiyye mezhebine bağlı), diğer yandan Cebriyye mezhebi topyekûn insan iradesini reddetmiş. İşin asıl ilginç yanı ise, her iki zıt görüşün de kendi tutumu için Kuran’dan çok sayıda ve açık-seçik deliller sunabilmesi!
Galiba bu durumu en iyi teşhis eden İslam alimi de Basra Kadısı Ubeydullah b. Hasan olmuş:
“Muhakkak ki Kuran ihtilafa delalet eder. Kader’i reddeden görüş doğrudur; zira bu görüşün Kitab’da bir mesnedi vardır. Cebr’i savunan görüş de doğrudur; zira bu görüşün de Kitab’da bir mesnedi vardır. Böyle diyenler de isabet etmiştir, öyle diyenler de.”
veya
“Her kim zina eden kimseyi mümin olarak isimlendirirse, isabet etmiştir; her kim de kâfir olarak isimlendirirse isabet etmiştir. Zina eden kimsenin mümin ya da kâfir değil, fâsık olduğunu söyleyen de isabet etmiştir; mümin ya da kâfir değil, münafık olduğunu söyleyen de isabet etmiştir; müşrik olmayıp kâfir olduğunu söyleyen de, hem kâfir hem de müşrik olduğunu söyleyen de isabet etmiştir. Çünkü Kuran bütün bu mânâlara delalet etmektedir.“
(Basra Kadısı Ubeydullah b. Hasan. Bu sözlerinin geçtiği bir kaynak: İbn Quteybe, Te’vilu Muhtelif’il-Hadis, Beyrut, S. 46.47. bkz. Dücane Cündioğlu, Kuran’an’ı Anlama’nın Anlamı, Kaknüs Yayınları, 5. Basım (2005), S. 57-58)
Afak Adalı – ulpian
The Brights
Richard Dawkins
James Randi Foundation
Giordano Bruno