Kuran'daki Tezat ve Çelişkiler

ulpian, 20.03.2010

1. Kuran’da çelişki aramak… ve bulmak!
2. Çelişkili hükümler var mı, yok mu?
3. Kuran’da Nesih
4. Meleklerden peygamber olur mu, olmaz mı?
5. İblis melek mi, cin mi?
6. Allah’tan başka yaratıcı mı var?
7. Önce gök mü, yoksa yer mi yaratılıp “döşendi”?
8. Hesap Gününde Allah’tan başkası şefaat edebilir mi?
9. Muhammed’in tebliğinden sonra Müslüman olmayan Ehli Kitap cennete girebilir mi?



1. Kuran’da çelişki aramak… ve bulmak!

kurandaki çelişkilerKuran’daki tezat ve çelişkilerden bahsetmek de, bu bahse verilen islamî cevaplar da konuyla ilgilenenler için yeterince malûm meseleler aslında. Ve bu tartışmaların makûl bir sonu da görünmüyor ufuklarda. 1.400 yıllık İslam geleneğinde, var olan bütün çelişkiler İslam alimlerince farklı tefsir ve tevil yollarıyla “kapatılmış”, her çelişki iddiasına verilecek bir “cevap” bulunmuş gibi duruyor sanki…

Kuran’daki çelişkiler bahsinde ortaya çıkan başlıca Müslüman reflekslerini şöyle sıralayabiliriz galiba:


(a)Ateistler, özel olarak çelişki bulma gaye ve gayretiyle ayetleri somut bağlamlarından kopartıyor, farklı konuları işleyen ayetleri cımbızlayarak yanyana getiriyor, Kuran’ın bütünlüğünü gözetmiyorlar. Bu ise entelektüel samimiyetsizliktir.”

(b)Arapça bilmeden, herhangi bir (sağlıksız) mealden hareketle Kuran hakkında yorum yapılmaz.”

(c) Müslüman olmayan, zaten Kuran’ı anlamaktan âcizdir, kalbi körelmişdir. Bu yüzden çelişki olmayan yerde çelişki görür.

(d)Çelişkili veya anlaşılmaz gibi duran ayetler varsa da, bu, bizim aklımızın ve bilgimizin sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır.

Birinci ve ikinci tepkilere genel olarak haklılık paylarını teslim etmek gerekir. Bir metne tam ve mutlak anlamda ön-yargısız ve objektif yaklaşmak her ne kadar pek mümkün görünmese de, varılmak istenen sonucu baştan şart koşarak hedefe yönelik okumak elbette doğru bir yöntem olamaz. Yine de “iddia sahibi” olunacaksa (Arapça da bilinmiyorsa), mümkün oldukça çok sayıda farklı çeviriyi baz almak, çeşitli Kuran tefsirlerine başvurarak ilgili ayetlerde geçen kelimelerin lûgat, ıstılahî, mecazî vs. anlamlarını dikkate almak, ayetin içinde bulunduğu bağlamı, diğer ayetlerle olan ilişkisini vs. irdelemek gerekir. Bütün bunları da yaptıktan sonra, hâlâ “çelişki” hükmü bertaraf edilemiyorsa yukardaki itirazların ilk ikisi artık çürütülmüş demektir.

Diğer iki itirazın ise herhangi bir geçerliliğinden bahsetmek zaten mümkün gözükmüyor. Müslüman olmayanların kaplerinin mühürlü oluşu veya genel olarak insan aklının ve bilgisinin sınırlı olması, herhangi bir çelişki iddiasına karşılık verilebilecek bir cevap değil. Çünkü her iki itiraz da tartışmayı aklî kriterlerin alanının dışına çekmeye yönelik. Oysa “bu iki ayet arasında bir çelişki var” iddiası zaten aklî kriter ve standartlara göre çelişki olduğunu savunmakta. En temel semantik ve mantık kurallarının bile hükümsüz olduğu bir alanda elbette çelişkiden söz edilemez. Ne var ki, böyle bir hayâlî alanda zaten hiçbir şeyden söz edilemez.

Varılmak istenen sonucu baştan şart koşarak hedefe yönelik okuma” samimiyetsizliğini asıl sergileyenler ise bizzat müslümanlar oysa. Bir non-teist, Kuran’daki şu iki ayet arasında çelişki olduğu savından, eğer müslüman muhatabı yeterince argüman sunarsa, kendi dünya görüşünü değiştirmeden pekâlâ vazgeçebilir. Fakat müslüman daha en baştan iki ayet arasında gerçekten çelişki olabileceği seçeneğini zihninde yok etmiştir zaten.

Şu da var ki, insan istedikten, çok istedikten sonra, herhangi bir metindeki en açık seçik çelişkiyi bile, farklı yorumlarla, zorlama ve kasma tevillerle, “evet, öyle yazıyor, ama orda aslında o değil de şu kastedilmiş olmalı” gibi kaçışlarla bir şekilde “kurtarabilir”. Ama bu, sadece Kuran değil, her türlü metin ve her türlü gerçek veya sözde çelişki için de aynı derecede geçerli.

Elimden geldiği kadarı ile tarafsız okumaya ve ayetler hakkındaki islamî açıklamaları da incelemeye çalışmama rağmen, aşağıda örneklediğim ayetlerin büyük kısmında tefsir açıklamalarıyla da bertaraf olmayan bir çelişki olduğu kanaatindeyim hâlâ. Yok eğer aslında bir çelişki yok da, ben ve benim gibi bir sürü insan yanlış anlıyorsak, o hâlde en azından, Kuran’ı yazan/söyleyen zatın kendini ifade etmekte her zaman başarılı olamadığını söylememiz kaçınılmaz olur. Sonsuz güç ve bilgi sahibi bir varlığın, üstelik “apaçık bir dilde” olduğunu iddia eden (Şuara/195, Zuhruf/2), herkesçe anlaşılması için indirildiğini söyleyen (Zuhruf/3) kitabında olmaması gereken bir durum.



2. Çelişkili hükümler var mı, yok mu?

  • Nisa/82
    Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.


Yukadaki ayet (Nisa/82) Kuran’da herhangi bir çelişki olmadığını söylüyor.

Fakat Kuran’da birçok birbirine zıt olan veya zıt gibi görünen ayetlerin olduğu bilinmekte. Bu durum Muhammed zamanında yaşayan insanların da tabii ki gözüne çarpmış ve bu tuhaflık o zaman da dile getirilmiş. Hatta birçok Arap, açık açık “Muhammed bunları uyduruyor” demiş. Ve bu sorulara “ayetle” cevap verilmiş.

  • Nahl/101
    Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
  • Bakara/106
    Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
  • Rad/39
    Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.



Bu üç ayette açık açık böyle denirken, şu ayetlerde tamamen tersi denmektedir.

  • Fatır/43
    Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
  • Fetih/23
    Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
  • Yunus/64
    Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.
  • Enam/115
    Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  • Ahzab/62
    Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.




3. Kuran’da Nesih

Kuran’daki birçok hüküm içeren ayetin birbiriyle çelişmesinden dolayı, İslam Hukukçuları çokça işin içinden çıkamamış ve dolayısıyla bir ayetin hükmünün daha sonra gelen bir ayet tarafından kaldırılabileceğini savunmuşlar. Bu duruma “nesih“, eski hükmü kaldıran yeni ayete “nasih“, hükmü kalkan eski ayete de “mensuh” denir. İslam bilginleri içerisinde “nesih” olayını (en azından mutlak manâsıyla) tümden reddedenler de olmuştur (Bu arada, Kuran’ın kendinden önceki kitaplarla gelen şeriatları neshettiği üzerinde görüş birliği var. Fakat buradaki konu Kuran’ın kendi içinde bazı hükümlerin diğerlerini neshetmesi).

Mesele başlıbaşına bir çelişkiler yumağından ibaret! Zaten bu yüzden de, müfessirler/fakihler arasında hemen hemen hiçbir konuda tam görüş birliği sağlanamamış, en önemli meselelerde bile ihtilaflar olagelmiş.

Bazı alimler tarafından iki ayet çelişik olarak görülmüş ve bu yüzden daha sonra gelen ayetteki hüküm esas alınmış (nesih), bazı alimler ise aynı ayetleri daha farklı yorumlayarak ortadaki çelişkiyi “yok etmişler”.

Hangi taraf daha “haklı” (!) olursa olsun, “apaçık bir dilde” olduğunu iddia eden (Şuara/195, Zuhruf/2), herkesçe anlaşılması için indirildiğini söyleyen (Zuhruf/3) bir kitapta bu kadar çok karışıklığın olmaması gerekirdi.

Ama zaten Kuran’daki çelişkiler (fıkıhî) hükümlerden (yani emir, yasak ve cevazlardan vs.) ibaret de değil. Çelişen hükümler için, “nesih” argümanını öne sürebilir, yani yeni gelen hükmün eski hükmü yürürlükten kaldırdığını söyleyebiliriz (her ne kadar bu, “Allah tarafından göderilen mükemmel ve evrensel bir şeriat” tasavvuruna pek yakışmasa da). Fakat Kuran’da verilen “bilgiler” (!) hakkında böyle birşey söyleyemeyiz. Eğer bilgiler arasında bir çelişki var ise, ki var, bunu “nesih”le izah etmek mümkün olmaz. Aşağıdaki örnekler de işte bu türdendir.



4. Meleklerden peygamber olur mu, olmaz mı?

melek peygamber

Olmaz:

  • İsra/95
    De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”

Olur:

  • Hac/75
    Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
  • Fatır/1
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur.

Her üç ayetin de Arapça orijinalinde (Türkçeye “peygamber” olarak çevirilen) “resûl” kelimesi geçmektedir. (bkz. yukardaki ayet linkleri ve ayrıca >buraya< ve >buraya< ve >buraya<).

Birinci ayette melekten peygamber olmadığı, diğer ayetlerde ise olduğu anlaşılıyor. Hangisi doğru?

Önce İsra/95‘in bağlamına bakalım. Bu sure çeşitli konulara değindikten sonra, 90-93. ayetlerde, Mekkelilerin Muhammed’in peygamberlik iddiasını inandırıcı bulmayarak, kendisinden ispat için mucize talep etmelerine cevap veriyor. Sonra 94. ayetinde, “Yaratıcı neden peygamber olarak, bizim içimizden bizim gibi bir beşeri (insanı) seçmiş olsun ki” itirazına değiniliyor.

  • İsra/94
    İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: “Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?” demiş olmalarıdır.

Belli ki, Arap putperestler Yaratıcı’nın kendilerine hitab etmek için, kendi içlerinden birini seçmesini oldukça garipsiyorlardı ve inandırıcı bulmuyorlardı. İşte bu bağlamda yukardaki ayet “söyleniyor”.

  • İsra/95
    De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”

Şüphecilere başka bir deyişle “siz insan olduğunuz için, size hitap etmesi üzere peygamber olarak bir insanı seçtim, eğer meleklere elçi gönderecek olsaydım melek peygamber seçerdim” deniliyor. Buradan da doğal ve zorunlu olarak insanlara, melek peygamber gönderilmediği, gönderilmeyeceği sonucu çıkıyor.
örn. bkz. Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, İsra/95

Fakat “nüzûl” sırasına göre çok daha sonra gelen Hac/75‘te işte bu sonucun tam tersine “Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer” deniliyor.

Hac/75′in bahsettiği “melek peygamberler“, insanlara mı gönderildi -ki o zaman İsra/95′le bir çelişki var, çünkü bu ayete göre insanlara insan peygamber gönderilir.

Yoksa meleklere mi – ki bu da meleğin tarifi ile çelişir, zaten nefs sahibi olmayan ve bizzat Allah’la iletişim içinde olan varlıklara neden elçi gönderilsin? Meleklerin zaten her emre itaat ettikleri Kuran’da bildiriliyor: Nahl 50 ve Tahrim/6.

İlginç diğer bir nokta ise, tefsirlerin aktardığı rivayetlere göre “Allah meleklerden de peygamberler seçer” diyen Hac/75 ayetinin de, aynı İsra/95 gibi yine “Hiç insandan peygamber olur mu?” itirazına cevaben “gelmiş” olmasıdır.

bkz.
Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir
, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, İsra/95
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 16/366-368 (Hac Suresi – Her Melek Elçi midir?”)
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 12/154, Hac/75
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat:4/156, Hac/75
Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 9/249-252, Hac/75

Yani iki farklı zaman diliminde Arap putperestler tarafından getirilen aynı itiraza iki çok farklı cevap verilmiş.

İsra/95: De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.”

Hac/75: Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.

Dolayısıyla “bu iki ayet aslında çok farklı konularla ilgili, bağlamından kopartıp yanyana koyunca çelişkiliymiş gibi duruyor, ama konular farklı” gibi bir savunma burada pek tutarlı durmuyor. “Neden insan peygamber?” sorusuna bir durumda “çünkü siz de insansınız, melek peygamber olur mu hiç” şeklinde yanıt verilmiş, başka bir durumda ise “meleklerden de, insanlardan da peygamber seçeriz” denmiş. Her iki ayetin de orijinalinde resûl kelimesi kullanılmış. Aynı bağlamdaki aynı soruya iki çelişik cevap…

Fatır/1‘de meleklerin resûl kılınmasını örneğin genel olarak her meleğin bir nevi resûl olduğu yönünde yorumlamak veya burada peygamberlerle Allah arasındaki elçi meleklerin kastedildiğini savunmak ve bu ayet için “burada bambaşka bir konu ele alınmış” demek mümkün olabilir. Fakat Hac/75‘te “Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer” ifadesi geçiyor. Yani meleklerin ve insanların peygamber seçilmesi, bu ayette aynı cümlede aynı düzlemde ifade edilmiş. Ayrıca tıpkı İsra/95 gibi “neden insan peygamber” sorusuna cevaben söylenmiş.

Neresinden bakarsak bakalım, İsra/95 ile Hac/75 arasındaki bu çelişkiyi tatmin edici bir şekilde “yok etmek” pek mümkün gözükmüyor.



5. İblis melek mi, cin mi?

iblis melek mi

İblis melektir:

  • Taha/116
    Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de, İblis’ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
  • İsra/61
    Meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik, İblis’ten başka hepsi secde etmiş, o ise: “çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?” demişti.
  • Bakara/34
    Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
  • Araf/11
    And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin” dedik; İblis’ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.


İblis cindir
:

  • Kehf/50
    Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

Buradaki çelişki çok açık. Ama eğer Kehf/50′de anlatılmak istenen, İblis’in önceleri “melek” olduğu, fakat karşı geldikten sonra meleklikten cinliğe düşürüldüğü ise, ortada en azından mantıksal bir çelişki olmazdı (gerçi İblis’in önceleri melek olup, sonradan cin’e dönüşmesi aşağıda da görüleceği gibi diğer bazı ayetlerle çelişirdi, ama en azından yukardaki ayetler arasındaki çelişki ortadan kalkmış olurdu).

ANCAK: Kehf/50′de geçen “kâne mine-lcinni” ibaresi ikisi hariç bütün mealciler tarafından “cinlerdendi” (yani karşı gelmeden önce de zaten cinlerdendi) şeklinde çevrilmiş.

Sadece Edip Yüksel, ayeti “Rabb’inin emrine karşı geldiği için cinlerden oldu.” diye çevirmiş (muhtemelen ortadaki mantıksal çelişkiyi yok etmek için. Fakat Edip Yüksek’in bu “yorum”u -çeviri demek doğru olmaz- aşağıda da görüleceği gibi diğer bazı ayetlerle çelişmekte).

Muhammed Esed ise bambaşka bir yola başvurmuş ve ayetin Arapçasında “cin” geçmesine rağmen “İblis görünmeyen varlıklardan biriydi” olarak çevirmiş. (Muhammed Esed bu yorumluyla güya çelişkiyi ortadan kaldırmış oluyor: İblis “görünmeyenlerdendi” ile “meleklerdendi” cümleleri çelişmez, çünkü ne de olsa, melekler de görünmeyen varlıklardır. Fakat bu yorum aşağıda da bazılarına değinilecek olan ayetlerle çelişiyor. Çünkü Kuran’da cinlerden ve meleklerden çok yerde bahsedilmekte, iki grup hakkında da bir takım “bilgi”ler verilmekte. “Cin” kelimesini “görünmez varlık” gibi genel bir ifadeyle çevirip, meleklerin de hepsinin “cin” olduğunu söylemek Kuran’la apaçık çeşişmektedir, bkz. Kuran’a göre Cinler)

Diyanet İşleri‘nin Eski ve Yeni mealleri, Diyanet Vakfı‘nın meali, Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk, Abdülbaki Gölpınarlı, Ali Bulaç, Suat Yıldırım, Şaban Piriş, Ümit Şimşek… hepsi de “cinlerdendi” şeklinde çevirmiş. => tıkla

Tefsirlerden örnekler:

  • Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş:
    İblîs’in cinlerden mi meleklerden mi olduğu konusunda farklı görüşler ol­makla birlikte bu ve benzeri âyetler onun meleklerden olmadı­ğını açık bir şekilde ifade eder.
    (Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Kehf/50)
  • Ali Küçük, Besairu’l Kuran (Adım Yayınevi),Kehf/50′nin tefsiri
    Çünkü İblis melek değil, o cinlerdendi. Cinlerden olduğu için Rabbinin emrinin dışına çıkabilme imkânı buluyordu. Meleklerde böyle bir irade yoktur. Onlar kesinlikle Allah’a isyan edemezler.”
  • Ömer Nasuhi Bilmen, Kehf/50′nin tefsirinde İblis’in “esasen” cin taifesinden olduğunu ve meleklerden farklı olarak “ateş”ten yaratılmış olduğunu söyler. (bkz. Hicr/27, Araf/12)
  • Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir adlı tefsirinde Kehf/50′nin altında “Bu ayet, İblis’in meleklerden değil de cinlerden olduğunu açıkça göstermektedir” der. (Muhammed Ali Sabuni, Tefsirlerin Özü: Safvetüt’ t Tefasir, İz Yayıncılık, çevirenler: Nedim Yılmaz, Sadreddin Gümüş)
  • Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an adlı tefsirinde Kehf/50′nin altında, melekler ve cinlerle ilgili diğer ayetlere de işaret ederek, İblis’in kesinlikle (baştan beri, yaratılışı itibariyle) cinlerden olduğunu söyler. (Ebu’l-Al’a El-Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, İnsan Yayınları, çevirenler: Ali Ünal, Yusuf Karaca)
  • Semerkandi, Tefsiru’l-Kur’an adlı tefsirinde Kehf/50′nin altında, İblis’in “cinler taifesinden” olduğunu ve bu sebeple emre karşı geldiğini yazar. (Ebü’l-Leys Semerkandi, Tefsiru’l-Kur’an, Sezgin Neşriyar, çeviren: Mehmet Karadeniz).

Zaten İblis’in (karşı gelmeden önce) meleklerden olduğunu iddia etmek sadece Kehf/50′yle değil, diğer ayetlerle de çelişir. Nahl 50 ve Tahrim/6 ayetlerinde meleklerin her emri yerine getirdikleri ve asla karşı gelmedikleri bildirilir. Oysa örneğin Cin/14‘de cinlerin içinde (aynı insanlar gibi), teslim olanların da yoldan sapanların da olduğu söylenir. Ayrıca Hicr/27‘de cinlerin ateşten yaratıldığı, Araf/12‘de ise İblis’in de ateşten yaratıldığı belirtilmekte. Bütün bunların yanısıra Kehf/50‘yi de dikkate alarak (“cinlerdendi”) İblis’in (baştan beri) cinlerden olduğunu söylemek zorunlu olur.

Ama şimdi yukardaki ilk dört ayeti tekrar okuyalım. Bir çelişki daha açık ve net olabilir mi?

  • Taha/116
    Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de, İblis’ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
  • İsra/61
    Meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik, İblis’ten başka hepsi secde etmiş, o ise: “çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?” demişti.
  • Bakara/34
    Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
  • Araf/11
    And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin” dedik; İblis’ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.

İnancında direten bir müslümandan şöyle bir itiraz gelebilir: “Evet, Kehf/50′de İblis’in cin olduğu söyleniyor. Fakat diğer ayetlerde lafzen net bir şekilde ‘İblis meleklerdendir’ denmiyor ki.

Bu itiraz pek tutarlı değil. Örneğin bugünün Pazar olduğunu belirtmek için en doğrudan ve kestirme yol “Bugün Pazar” demektir. Fakat meselâ konuşmanın bağlamında asıl ilgi odağı, bugün değil de dün ise “Dün Cumartesiydi” de denilebilir. Bu cümleden de zorunlu olarak bugünün pazar olduğunu çıkartırız. Evet, “Dün Cumartesiydi” diyerek lafzen açıkça bugünun pazar olduğu denmemiştir. Fakat bu cümleden zorunlu olarak, bugünun Pazar olduğunu çıkartabiliriz.

Aynı şekilde Kuran’da “İblis melektir” denmemiş. Fakat örneğin:

“Hani meleklere şöyle yap demiştik de, İblis hariç hepsi yapmıştı.”
“Hani meleklere böyle yap demiştik de, bir tek İblis yapmamıştı.”
“İblis haricindeki melekler yapmıştı”.

vs. gibi cümleler yer almakta.

Dört farklı ayette! Ve hepsinin de hem Arapçasını hem de diğer bütün tercümelerini görebilmekteyiz.

Üstelik, bu sorun “meal kaynaklı” bir sorun da değil. Arapça dilinde yazan-çizen İslam alimleri arasında da bu dört ayetten dolayı kargaşa yaşanmış ve tartışmalar olmuş (İblis melek mi, cin mi, bütün melekler cin mi, bütün cinler melek mi vs. vs.). Tefsirlerde ilgili ayetlerin altında bu tartışmalara değinilmekte ve cevaplar verilmekte.
örn. Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 15/200-201, Kehf/50 (İblis’in Kimliği).

Tabii ki, ön-kabullerden hareketle en açık-seçik çelişkileri bile bir şekilde zorlama yorumlarla ortadan kaldırmak mümkün. Konuya “Bu ayetler arasında çelişki neden yok?” diye yaklaşırsak, her zaman bir takım zorlama yorum ve argümanlar bulabiliriz. Ama tarafsız bir şekilde “Çelişki var mı, yok mu?” diye yaklaşırsak (yani her iki sonuca da eşit derecede açıksak) çelişkiyi görmemek için kör olmak gerekir.

Tarafsız olarak incelediğimizde, Muhammed’in Hıristiyan ve Yahudi dinini bilen kişilerden de faydalanarak, bu iki dinin kutsal kitaplarında ve yorumlarındaki bir çok rivayeti bazen olduğu gibi, bazen biraz veya çok değiştirerek devraldığı gerçeği ortaya çıkar. Hıristiyan geleneğinde kuvvetli bir görüş, şeytanın ilk başta melek olduğunu, karşı gelmesinden sonra meleklikten düşürüldüğünü savunur (bu görüşü destekleyici bazı İncil ayetleri vardır, fakat mesele orada da karışık ve tartışmalıdır). Kuran’daki bu konuyla ilgili açık çelişkiler ise, işte bu rivayetin (“Meleklere secde et dedik, İblis hariç bütün melekler secde etti” gibi cümlelerle) olduğu gibi alınması, fakat bu rivayetle Kuran’daki diğer ayetlerin (İblisin “cinlerden” olduğu, meleklerin asla karşı gelmeyeceği, cinlerin ve İblis’in ateşten yaratıldığı vs.) arasındaki münasebete dikkat edilmemiş olmasıdır. 23 yıllık bir süreç içerisinde, bazen zamanın diğer dinlerinden alıntılar yaparak, bazen yeni şeyler bularak, çokça da günlük durum ve şartların gerekli kıldığı meselelere cevap üreterek “Allah sözü” iddiası ve “vahiy” kılıfıyla söylenmiş, bunca cümlenin içinde bu gibi tutarsızlıkların olması da zaten gayet doğaldır.

ayrıca bkz. Kuran’da cin teriminin kullanılışı için: Kuran’a göre Cinler




6. Allah’tan başka yaratıcı mı var?

yaratıcıların en güzeli kim?

Kuran’nın birçok ayetinde, Allah’tan başka yaratıcı olmadığı yazmaktadır, ki bu da zaten monoteist İslam’ın temel öğretisini oluşturur. Buna rağmen bir ayette aynen şöyle geçer:

  • Saffat/125
    “Siz Ba’le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”

Burada bir tercüme hatası yok. Arapça orijinalinde “ahsene-lḣâlikîn” (yaratıcıların en güzeli) olarak geçmektedir (Halik = Yaratıcı).

“Bal” veya “Beal” çok-tanrılı dinlerde yaygın olan özel bir Tanrı’nın adıdır.

“Baal” sahip, efendi, reis, koca anlamlarında kullanılır. (Örneğin Bakara: 128, Hûd: 72, Nur:31) Sami toplumları kadim dönemlerde de bu kelimeyi “ilâh” anlamında kullanmışlar ve bir tanrıya özel isim olarak vermişlerdir. Bilhassa “Baal” Lübnan’daki Fenikelilerin en büyük erkek tanrısı olarak şöhret bulmuştur. Babil’den Mısır’a kadar tüm Ortadoğu’da özellikle Lübnan, Şam ve Filistin’de Baal’e tapmanın yaygın olduğu tarihten sabittir. (Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, Saffat/125)




7. Önce gök mü, yoksa yer mi yaratılıp “döşendi”?

ilk önce gök sonra yer

  • Naziat/27-28-29-30
    Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltti, düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da yerküreyi döşedi.

ilk önce yer sonra gök

  • Bakara/29
    O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir.




8. Hesap Gününde Allah’tan başkası şefaat edebilir mi?

Edemez diyen ayetler:

  • Bakara/48
    Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
  • Bakara/123
    Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.
  • İnfitar/19
    O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.
  • Secde/4
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah’tır. O’ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?
  • Enam/51
    Rablerine toplanacaklarından korkanları Kuran ile uyar. O’ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki Allah’tan sakınalar.

Edebilir diyen ayetler:

  • Taha/109
    O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
  • Sebe/23
    Allah’ın katında, kendisine izin verilenden başka kimse şefaat edemez.
  • Meryem/87
    Rahman’ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.
  • Zuhruf/86
    O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.




9. Muhammed’in tebliğinden sonra Müslüman olmayan
Ehli Kitap cennete girebilir mi?

Girebilir

  • Bakara/62
    Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).
  • Maide/69
    Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

Giremez

  • Beyyine/6
    Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli ile Allah’a ortak koşanlar, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.
  • Al-i İmran/85
    Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır
  • Al-i İmran/19
    Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir
  • Al-i İmran/32
    De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
  • Fetih/13
    Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.
  • Nisa/56
    Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz.
  • Maide/65
    Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
  • Bakara/159
    İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.
  • Bakara/161
    Fakat âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.
  • Fatır/36
    İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.
  • Tevbe/30
    Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar, “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar!
  • Maide/72
    And olsun ki, “Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, “Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin; kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur” dedi.

ayrıca:

  • Maide/51
    Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
  • Tevbe/29
    Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.

Afak Adalı – ulpian



Kuran Eleştirisi Türkiye ateizm