
1. İslam’ın evrensellik iddiası
2. Tüm insanlığa Arapça Kuran?
3. Her kavme (o kavmin dilini konuşan) bir peygamber gönderilmesi
4. Kuran’ın da sadece somut bir kavme gönderilmiş olması
5. Kuran’ın evrensellik iddiasını savunan argümanların geçersizliği
6. Kuran’ın evrenselliğine dair ayetler
1. İslam’ın evrensellik iddiası
İslam inancına göre Kuran, kıyamete kadar dünyada yaşayacak olan bütün insanlar ve medeniyetler için gelmiş ve evrensel (alemşümûl) hakikatler getirmiştir.
Oysa inanmayan biri için, Kuran’da işlenen meselelerin, verilen örneklerin, sunulan değer yargılarının evrensel hiçbir yanı yok. Kuran’ın tamamına yakını, örneğin günümüzde yaşayan bir Eskimo, Tibetli, Tokyolu, İsviçreli vs. için hiçbir güncel, anlamlı mesaj/hüküm/hikmet içermiyor (içerme ihtimali olan bölümler ise, zaten her toplumca malûm genel-geçer ‘hikmet’lerden ibaret). Çok sayıda ayet, değil evrensellik iddiasında bulunan bir hitapta, açık açık sadece somut bir zaman ve mekân dilimindeki bir topluma seslenen metinlerde dahi kesinlikle olmaması gereken bir şekilde günübirlik, tekil olayları işliyor, üstelik bu ayetlerden bu tekil olayları aşan herhangi bir genel anlam ve hüküm çıkartmak da mümkün değil (bkz. “Evrensel” Kuran’dan günübirlik ayetler). Diğer yandan birçok ayetin içerdiği genel hüküm, ancak 1400 yıl öncesi Arap Yarımadasında hakim olan hukuk ve örf anlayışları bağlamında anlamlı durmakta ve evrensel nitelikten büsbütün yoksun.
Ama tüm bunlardan bağımsız olarak bir de şu soruyu sormamız uygun olur: “Acaba Kuran’ın kendisi bu evrensellik iddiasını ne kadar ciddiye almıştır?”
Yani bu metinde ele alınan soru “Kuran evrensel mi, içerdiği hüküm ve öğütler açısından evrensel niteliği var mı?” sorusu değil.
“Kuran’ın kendisi (çelişkisiz bir şekilde) evrensellik iddiasında bulunmuş mu?” sorusu ele alınmaya çalışılmakta.
Bir an olsun, doğduğumuzdan beri bizlere telkin edilenlerden şöyle bir arınıp düşünmeye çalışalım. Aşağıdaki ayetler, evrensellik iddiasıyla uyuşur mu hiç?
2. Tüm insanlığa Arapça Kuran?
- Yusuf/2
Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.
- Zuhruf/2-3
Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
- Fussilet/44
Biz bu Kuran’ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: “Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?” derlerdi.
- Zümer/28
Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
- Taha/113
İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.
- Meryem/97
Biz Kuran’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
- Fussilet/3
(Bu,) bilen bir kavim için, ayetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
Bütün milletlere, medeniyetlere gelen bir kitap niçin sadece tek bir milletin dilinden gelsin, ve -hadi bunu geçtik, ama asıl önemlisi- niçin üstelik bir de “anlayasınız diye sizin dilinizden getirdik” densin? Acaba o dönemlerde İslam’ın bu denli yayılacağı ve hatta 1400 yıl sonra bile Arap olmayan toplumlar tarafından benimseniyor olacağı hayâl dahi ediliyor muydu? Yoksa Kuran’da geçenler tamamen o zaman ve mekânın şartlarına göre uyarlanmış insan sözleri mi?
3. Her kavme (o kavmin dilini konuşan)
bir peygamber gönderilmesi
- İbrahim/4
(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.
- Nahl/36
And olsun ki, her ümmete: “Allah’a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının” diyen peygamber göndermişizdir.
- Yûnus/47
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
- Fâtır/24
Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.
- Şu’arâ/208
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
4. Kuran’ın da sadece somut bir kavme
gönderilmiş olması
- Yasin/5-6
Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
- Secde/3
Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.
- Zuhruf/44
Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.
- En’âm 156-157
“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
Ama dahası da var:
- Şura/7
Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
- Enam/92
Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
(Bu iki ayetin orijinalinde “şehirlerin anası” anlamına gelen “ümmül kurâ” ifadesinden Mekke şehrinin kastedildiği konusunda müfessirler hemfikirdir) (*)
5. Kuran’ın evrensellik iddiasını savunan
argümanların geçersizliği
Burada şu denilebilir:
- “Kuran, tüm insanlığa seslenmektedir. Ama doğal ve zorunlu olarak bu hitabın orijinali somut bir lisanda olması gerekirdi. Allah da -bizlerin bilebileceği ve/veya bilemeyeceği sebeplerle- Arapçayı seçmiştir. Bu durum, Kuran’ın evrensellik iddiasına gölge düşürmez. Nitekim örneğin bazı evrensellik iddiasında bulunan insan ürünü metinler de (örn. bilimsel veya ideolojik eserler, yahut evrensel insan hakları metinleri) tüm insanlığa hitap ettiğini söylemesine rağmen, orijinal/ilk metin mecburen somut bir lisanda kaleme alınmaktadır.“
Böyle bir itirazın çürüklüğü birçok açıdan gösterilebilir: Birincisi, herşeye gücü yeten bir Yaratıcı gayet kolayca her millete kendi dilinden hitap edebilmeliydi. Kaldı ki, zaten Kuran da işte bunu yaptığını söylüyor (bkz. yukarda 3. Her kavme (o kavmin dilini konuşan) bir peygamber gönderilmesi). Muhammed’den önce gelen bütün elçiler sadece somut bir toplum için ve doğal olarak o toplumun diliyle gönderilmiş. Ama sadece Muhammed yine somut bir toplumun diliyle, fakat bütün insanlığa ve kıyamete kadar yaşayacak olan bütün milletlere, medeniyetlere gönderilmiş (!).
Tanrı’nın her defasında bir toplum/millet/kavim içinden sadece bir bireyi seçmesi, sadece onunla iletişime geçmesi ve bu tek bir elçinin halkına vahiyi tebliğ etmesini istemesi, zaten son derece tuhaf bir durum. Ama asıl önemlisi: Bunu kabul etsek bile, Tanrı’nın, belli bir noktadan sonra “Bu son elçiydi. Başka yok.” demesi ve ondan sonra yaşayacak olan bütün insanlıktan bu tek elçiye uymasını beklemesi, binbir türlü farklı dil, kültür ve medeniyete sahip toplumlara belli bir tarihte Arapça diliyle vahyettiği kelama uymasını emretmesi hiç mi hiç akıl kârı değil.
Tamam, Allah insanları uyarmak için her bir millette o dili konuşan bir elçi gönderiyor olsun (İbrahim/4‘de yazdığı gibi). Ve bu elçinin de tabiyatı gereği o milletin dilinden konuşması gayet normal ve akla yatkın olsun. İyi de: Bundan çıksa çıksa yine sadece Muhammed ve Kuran’ın Arap milleti için gönderildiği çıkar!
O hâlde ilave açıklamalara ihtiyaç var:
- “Önceki diğer bütün peygamberler belli bir kavme gönderilmişti, fakat son Peygamber Hz. Muhammed ve Kuran bütün insanlığa gönderilmiştir. Ama son Peygamber de, Allah’ın seçmiş olduğu davet yöntemi gereği bir insandır ve doğal olarak bir millete, kavme aittir, o milletin, kavmin dilini konuşur. Dolayısı ile Kuran’ın da o dilde nazil olması son derece doğaldır. Ama yine de Kuran bütün insanlığa hitap eder, evrenseldir, tek bir millet için değil, bütün insanlık için gelmiştir.“
Tamam, bunu da kabul edelim. Diyelim ki, Tanrı bin yıllar boyunca her topluma o toplumun içinden bir elçi göndermiş ve bir noktadan sonra “bu sondu” demiş ve kıyamete kadar gelecek olan bütün farklı milletlere bu son elçiye uymayı emretmiş olsun. Yani diyelim ki, Kuran (müslümanların iddia ettiği gibi), aslen bütün insanlığa hitabediyor olsun, ama ilk muhatabları Araplar olduğu için ve Muhammed de Arap olduğu için doğal olarak Arapça gelmiş olsun.
Peki ama böyle bir Kitap’ta neden üstüne basıla basıla, sürekli “siz anlayasınız diye, sizin dilinizden gönderdik” densin ki?
Kuran’ın hiçbir yerinde “Biz Kuran’ı, seçtiğimiz Resul’ün diliyle vahyettik. Ama O yine de bütün kavimlere hitap eder. Arapça bilmeyenler öğrensin veya kendi dilinde meal ve tefsir yapanlara uysun” gibi bir açıklama geçmiyor.
Aksine “Biz onu, siz iyice anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.” deniliyor.
Yani sorun, sadece Kuran’ın Arapça “vahyedilmiş” olması değil. Sorun üstüne üstelik bir de “siz anlayasınız diye sizin dilinizde vahyettik” denmesi, peygambere “senin kavmin için gönderdik” denmesi.
Yukardaki 2., 3. ve 4. altbaşlıklarda yer alan bütün ayetleri tekrar okuyalım. Ayetlerin dili gayet açık!
Kuran “Biz bu Kuran’ı senin kavmin için indirdik” diyor. “Mekke ve çevresini uyarman için” diye ekliyor…
İslam’ın doğru mu, yanlış mı (ilahî kaynaklı mı, insan uydurması mı) olduğu bir kenara, doğru (ilahî kaynaklı) olsa bile, zaten yukardaki bütün bu ayetlere göre kendisinin evrensel olma iddiası yok ki!
Ama tabii ki, her konuda olduğu gibi, bu hususta da, eğer İslam’ın evrensel ve ilahî din olduğunu baştan kabul etmiş olarak, zorla bütün ayetleri bu şekilde yorumlamaya çalışırsak, bir şekilde bunu yapar/yaptığımızı sanarız. Örneğin “Mekke ve çevresindekileri” tabirini, “çevre”den kasıt bütün insanlıktır, şeklinde yorumlarız, ki zaten tefsirciler de bunu yapıyor, hatta bazı mealciler bunu parantez içinde mealin kendisine ekliyor. Bu arada tabii ki kelime-cümle-anlam ilişkisine de tecavüz etmiş oluruz, ama olsun, ne de olsa istediğimiz sonuç çıkmıştır.
“Biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın”
Bu cümlede “çevre”den kastedilen bütün insanlık ise, neden başında “Arapça vahyettik ki” var? “Arapça vahyettik ki, bütün insanlığı uyarasın”.
Mantıklı mı?
Veya: “Anlayasınız diye Arapça yaptık ki, bütün insanlık ve Arapça bilmeyenler de anlasın.”
Çok tuhaf değil mi?
Yahut: “Biz bu Kuran’ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: ‘Araba yabancı bir dille söylenir mi?’ derlerdi. Bu yüzden Arapça ile ortaya koyduk ki, hiç bir millet (Arapça bilmeyenler de) böyle birşey diyemesin.”
Akla sığıyor mu?
6. Kuran’ın evrenselliğine dair ayetler
Yanlış anlaşılmayı önleyebilmek ümidi ile:
Bu makalede Kuran’ın evrensel olmadığı konu edilmiyor. Kuran zaten evrensel değil/olamaz. “Peygamberle görüşmeden önce sadaka verin“, “Peygamberin evine davetsiz gitmeyin, davet edilince de fazla kalmayın“, “Peygamberle yüksek sesle konuşmayın” gibi emirler içeren; Muhammed’in evliliklerini ve cinsel hayatını düzenleyen; somut ve tekil bir olaydan dolayı Peygamber eşlerini azarlayan; kölelik, cariyelik, kısas gibi kurum ve düzenlemelerle tamamiyle 1400 yıl öncesi Arap çöl örf ve adetlerine göre uyarlanmış olan ayetler içeren bir kitap elbette evrensel değildir/olamaz. Ama bu yazının konusu bu değil zaten.
Müslümanların, Kuran ve İslam’ın evrensel olduğunu iddia ettikleri de zaten kimse tarafından inkâr edilmiyor. Ayrıca İslam’ın zamanla Arap olmayan toplumlara da yayıldığı da inkâr edilemez bir fiili gerçek. Ama bu da bu metnin konusu değil.
Metnin konusu: Kuran’da yer alan birçok ayet, İslam’ın bariz bir şekilde Arap toplumuna ve sadece Arap toplumuna hitap eder bir şekilde kurgulanmış olduğunu göstermekte.
Aksi halde, örneğin “Biz birincil muhatab/başlangıç noktası olarak Arap kavmini seçtik. Fakat kitabımız tüm cihana hitap eder. Bu başlangıç noktasından hareketle İslam tüm milletleri, bütün dilleri, medeniyetleri aynı oranda davet eder. Arapça bilmeyenler ya öğrensin ya da kendi dilinde açıklama yapan alimlere uysun.” gibi izahlar olmalıydı.
Oysa bu gibi izahat şöyle dursun, tam tersine, Kuran’ın sadece Arap toplumu için düşünülerek söylenmiş bir hitap olduğunu doğrulayacak çok sayıda ifade var.
“inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.”
“Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.”
“iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık”
“ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için”
“kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için,”
“Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarasın”
“Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap’dır.”
Yukardaki ayetler son derece bariz bir şekilde, Kuran’ın sadece Arap toplumuna hitap ettiğini göstermekte. Peki Kuran’ın bütün insanlara seslendiği fikrini destekleyici ayetler de yok mu?
Olmaz mı?
- Sebe/28
Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
- Enbiya/107
(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
- Araf/158
De ki: “Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O’ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah’a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah’a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
Bu gibi ifadelerden, evrensellik iddiası çıkartmak zaten başlıbaşına zorlama gibi duruyor. “Ladies and Gentlemen” diye başlayan bir konuşmacının, (sırf bu genel ifadeyi kullandı diye zorunlu olarak) tüm dünyanın bayan ve erkeklerine hitap etmek istediğini söylemek gülünç olur. “Ey insanlar”, “ey ahali” vs. gibi ifadeler lafzen genel olsa da, somut olarak o an orada bulunuyor olanlara seslenir. “Alemlere rahmet” gibi ifadeler de, Muhammed’in kendisini yüceltmesi olarak okunmalı. Tarihde birçok kral, imparator vs. kendisi için bu gibi ifadeler kullanmıştır. Bu gibi ifadelerden “Kuran kendi iddiasına göre bütün milletlere, dillere, medeniyetlere eşit derecede hitap etmektedir” gibi bir sonuç çıkartmak epey zorlama olur.
Ama diyelim ki bu zorlama sonucu da kabul ettik. Bu neye işaret eder? Yukarda sayılan bunca apaçık ayetin hepsinin birden buharlaşıp yok olduğuna mı, yoksa Kuran’da birçok çelişkili ifade olduğuna, o anki somut durum ve şartlar neyi gerektirdiyse, ona göre ifadeler bulunmuş insan sözlerinden ibaret olduğuna mı?
- Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş
“Mekke’nin “Ümmülkurâ” diye anılması bölgenin din ve ticaret merkezi, bilhassa hac mahalli olması, ayrıca Arabistan’ın en eski mabedi sayılan Kabe’nin orada bulunmasından dolayıdır.”
(Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Enam/92)
- Elmalılı Hamdi Yazır
“Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olan (Ümmü’l-kurâ) Mekke’nin bir ismidir ki cihanın merkezi, bütün yaratılmışların kıblesi demek gibidir.”
(Hak Dini Kur’an Dili, Enam/92)
- Seyyid Kutub
“Mekke’ye şehirlerin anası anlamında `Ummul Kura’ denmektedir. Çünkü Mekke, ortaksız tek Allah’a kulluk yapmaları amacıyla insanlar için. kurulmuş ilk evi içinde barındırmaktadır.”
(Fizilal´il Kur´an, Enam/92)
- Fahruddin Er-Râzi
“Mekke’ye Ümmü’i-Kurâ (Başkent) Denilmesinin Sebebi
Birinci Bahis: Alimler, bu âyette bir mahzufun bulunduğu ve takdirinin “bir de başkent olan (Mekke)nin halkını uyarman için…” şeklinde olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Yine, “başkent”in (Ümmü’l-Kura’nın) Mekke olduğu hususunda ittifak, ama Mekke’nin bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas, “Mekke, bütün yeryüzü, onun altından ve etrafından itibaren genişletilip bu hale getirildiği için Ümmü’l-Kurâ (şehirlerin anası) diye isimlendirilmiştir” demiştir. Ebu Bekr el-Esamm ise şöyle demiştir: “Mekke, bütün dünyanın kıblesi olduğu için böyle isimlendirilmiştir. Binâenaleyh o, sanki bir asıl (ana, kök), diğer belde ve şehirler de, ona bağlı olan yerler gibidir. Yine, dünyadaki mü’minlerin temel ibadetlerinden birisi de hacc olup, hacc da ancak bu beldede yapılabilir. İşte bu sebepten dolayı, bütün insanlar, çocukların annelerinin etrafında toplanması gibi, onun etrafında toplanır. Yine dünyanın bütün müslümanlan, hacc sebebiyle orada toplandıkları zaman, o beldede, başka beldelerde bulunmayan birçok ticaret ve istifadeler hasıl olur. Şüphe yok ki, kazanç ve ticaret, geçim yollarının asıllarından, temellerindendir… İşte bu sebepten dolayı Mekke, şehirlerin anası diye isimlendirilmiştir. Yine denildiğine göre Mekke, “Kabe, ibadet maksadıyla, insanlar için yapılmış olan ilk yapı olduğu için” Ümmü’l-Kurâ diye isimlendirilmiştir. Bir de, “Mekke, yeryüzünde meskun olan ilk belde olduğundan böyle adlandırılmıştır” denilmiştir.”
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 10/25, Enam/92)
Afak Adalı – ulpian
The Brights
Richard Dawkins
James Randi Foundation
Giordano Bruno